27 Aralık 2016 Salı

Olumla olumla

Uzun süredir buralarda yoktum lakin olmayacağımı zaten söylediğimi düşünüyorum.. Sene sonunda çıktım ortaya ve icraatlerimden ziyade sizi daha fazla ilgilendirecek bir konu ile sesleneceğim heryere..!

Aslında sırası gelmişken şunu da belirtmek isterim ki,  insanların herşeyden uzaklaşması ve kendi yaşamlarına bile uzaktan bakması gerekliliğini sık sık vurguluyorum yakınımdaki insanoğluna.. 

Bakmayın ben şanslı taraftayım, böyle bir imkan oluşturabildiğim ve kendi isteğimle işten güçten ve bulunduğum hayattan uzaklaştırabildim kendimi. Hatta yoğun çalışırken bile sürekli tatil kaçamakları yapar ve şarj olup geri dönerdim. Kaldığım yerden en iyi ve verimli halimle devam edebilmem için bulunduğum ortam veya insanları özlemem, pozitif kişiliğimde kalabilmem yeterlidir. Zaten yapı itibariyle çarçabuk olumlu bir havaya bürünebilen ben,  şimdilerde ülke gündemi ve yaşam şartlarına bağlı kalarak sürekli pozitif ve sakin bir ruh halinde olabilmenin ne denli zor, çoğu kez ''imkansız'' olduğunu anlayabiliyorum.
 Sürekli iyi giden durum olmadığı gibi sürekli kötü giden durumların da olmayacağını bildiğim üzere, vakti zamanında bu durumu farketmeden de olsa nasıl başarabildiğimi buldum ve sizlerle paylaşmaya karar verdim. Yüzde yüz geçerli midir bilmem ama kişiyi kendinden başka iyi veya çok kötü psikolojilere sokan başka birini daha tanımadım :) 
Polyanna tarzı yaşam biçimini benimseyin demiyorum zaten politik olmak yerine çatıdan atlamayı tercih eden ben, her defasında başkalarına nasıl böyle bir tavsiyede bulunabilir veya uygulayabilirim ki ???
Yani şimdi diyeceğim o ki;  işin/ gücün, paran/ pulun, standartların, tümüyle yaşam şeklin, elbetteki yaşamını yönlendiren ve seni sen yapan etkenler ve tüm bunlar fazlasıyla önemli.. Yüzde yüz geçerli olan şey ise beynine gönderdiğin her sinyal sana anında hareket olarak geri döner. Ben şimdi sinyal minyal diye olayı basite indirgiyorum ama bu konuyla bir bakıma özdeşleştirdiğim 'Mahatma GANDİ' amcamızın bir sözü vardır ki, olayın tümüne yani büyük resme bakmamızı sağlayacak bir bütünlükten bahseder. 
“Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür… 
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür… Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür… Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür…Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür…Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür…Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür…”

Hani bazen evrene mesaj gönderdim niye hala olmadı, galiba uzaylılar onu yedi' gibi espriler yapar dururuz ya, hah İşte evrene iletilen tüm bu niyetlerin, içten ve hissederek söylenmesine olumlama (afirmasyon) deniyor. 



Aşağıda örneklerini verdiğim konu ise Olumlama yani Afirmasyon, bilinçaltı programlamasını bilinç boyutunda değiştirebilme gücüymüş. 


Olumlamayı tanımlarken dikkat edilmesi gereken şey, dilek ya da dua ile karıştırmamaktır. Çünkü olumlama, gerçekleşmesi ya da devam etmesi istenen bir şeyi gerçekleşmiş sayıp, söz konusu pozitif imgeyi zihne yerleştirir. Zihne yerleştirilen bu pozitif imge de, kişinin bakış açısını kalıcı olarak şekillendirir ve olayları daha pozitif bir tavırla karşılamasını sağlar. Yaptığı olumlamalar sonucunda niyetlerine ve gerçekleştirmek istediği pozitif amaçlarına odaklanan kişi, adeta hayatının direksiyonuna yeniden geçmiş sayılabilir.

Hayal ettiğim her şeyi başaracak güce sahibim

Özellikle kendinize yabancılaştığınız ve özgüveninizi kaybettiğiniz dönemlerde son derece işe yarayan bu olumlama cümlesi, size aklınızın ve hayal gücünüzün tahmin ettiğinizden çok daha geniş bir oyun alanı olduğunu hatırlatır.
Neşeli, enerjik ve hayat doluyum
Sabahları uyanır uyanmaz tekrarlanması önerilen bu olumlama cümlesi tüm gününüzü iyi geçirmenizi sağlayabilir. Çünkü neşe ve yaşam enerjisi insanın içinden gelir. (Çok şükür ! ki öyleyim)
Kendimi olumlu / olumsuz tüm özelliklerimle birlikte kabul ediyor ve seviyorum
Tüm insanların ayrı bir renk ve tat olduğunu hatırlayıp, kendinizi başkalarıyla kıyaslamaktan alıkoyan bu sihirli cümle; aynaya baktığınızda bambaşka bir siz görmenizi sağlayabilir.
Bedensel ve ruhsal olarak sağlıklı ve bütünüm
İnsanın sahip olduğu en büyük hazine bedensel ve ruhsal sağlığıdır. Bu olumlamayı günde birkaç defa tekrarlayarak bedensel ve ruhsal bütünlüğünüze yatırım yapabilirsiniz.
Hayatımda olup biten her şey öyle olması gerektiği için oluyor
Hayatta her şeyin bir nedeni olduğuna inanın. Evrenin kusursuz tasarı dahilinde yaşadıklarınız, aslında sizi daha iyi bir noktaya ulaştırmak için çalışan birer araç niteliğinde olabilir. (ben en çok bunu yapabiliyorum galiba !)
Tercihlerimden ve hatalarımdan pişmanlık duymuyorum
İnsan hatalarıyla var olur. Ancak her yeni gün de yepyeni bir hayat fırsatıdır. Bu cümleyi her sabah söyleyerek hatalarınızı geride bırakmayı öğrenebilirsiniz.
Bana zarar verenleri ve üzenleri affedip unuttum
Size zarar veren insanlara karşı kin ve nefret beslemek kendinize yapabileceğiniz en büyük kötülüklerden biridir. Çünkü ne kadar kötü olursa olsun birini affetmek, kişiye güç ve özgürlük duygusu verir. (bunun üzerinde biraz çalışmam gerek, üzgünüm ki hala ödeteceğim konular ve insanlar var!)

Yani sorunları olduğu için mi söz ettiklerini, yoksa sorunlardan söz ettikleri için mi sorunların içinde olduklarını bilmeden !
SÖZ, bir enerji paketçiği ve düşüncenin somutlaşmış şekli olarak hayatımızda çok dikkat çekici etkiler yapar. Çevremizi ve hayatımızı değiştirebiliriz.
Bunun en iyi yöntemi de BİLİNÇLİ OLUMLAMAdır.
Olumlamalar, rast gele hazırlanamaz. Kelimesi kelimesine özenle seçilmelidir. "Olacak, yapacak", "istiyorum", "Her şeye rağmen" gibi kelimeler KULLANILMAMALIDIR


OLUMLAMA NASIL YAPILMAZ !
SE-SA eki;
Eğer çok Param olursa Mutlu olurum
Bu kalıp sizin hiç bir zaman mutlu olma becerisine sahip olamadığınızın ifadesidir. Çünkü mutluluğun sonucu bir şarta bağlıdır.
MELİ-MALI
Güçlü Olmalıyım
Zorunluluk öğesidir. Şimdiki zamanda güçsüz olduğunuz gerçeğini bilinçaltınıza verirsiniz.
ECEK-ACAK
Her şey çok güzel Olacak
Bu kalıp sizin isteğinizi hep geleceğe erteleyecektir.
TERSİNE SÖYLEM
Korkmuyorum
"Güvendeyim" yerine "korkmuyorum" derseniz, korkuya odaklanırsınız ve bu çözüm değildir.
BELİRSİZLİK
İyi bir hayat istiyorum
Nasıl bir hayatın sizin için iyi olacağını belirtmediğiniz için belirsizlik ifadesi vardır.


OLUMLAMA NASIL YAPILIR
- Olumlama yapmak için ilk önce geçmiş düşüncelerimiz ele alınmalıdır. Bilmeliyiz ki; geçmişteki anılarımızın oluşturduğu çekirdek inançlarımızı kırmadan ileriye gitmemiz çok yavaş ve zor olacaktır. Geçmişimizde bizi üzen insanlar, kötü anılar, maddi zorluklar hep blokaj oluşturacaktır. 
- Olumlamaların her ay 1 konu üzerinde ve aynı olumlama metni üzerinde yapılmalıdır. Çünkü bilinçli yaptığınız olumlamalar 21. gün sonunda bilinçaltınız tarafında kabul görür ve hayatınızda Gerçekleştirmek için çalışmalara başlar. Bir olumlamayı 3 gün yapıp bırakırsanız hiç bir fayda etmeyecektir. Ya da 2 farklı olumlama yaparsanız enerji kanalınızı dağıtırsınız.
- Olumlama sesli bir şekilde, yavaş tempoda, hissederek yapılmalıdır. Sabah ilk uyandığınızda ve gece yatmadan 2-3 er kere yapılan olumlamalar bilinçaltına daha fazla ulaşırlar. Kendinizle yaptığınız bu konuşmalar bir süre sonra içsel egonuzun size inandırdıklarını silecek ve yerine yenilerini koyacaktır. Bilinçaltına kodladığınız yeni söz ve düşünceler inançları yeniler ve çekim yasasını harekete geçirir.
- Olumlamaları Ses kaydı haline getirip gün içinde dinleyebilirsiniz. Yaptığınız ses kaydını uyurken, çalışırken, kitap okurken dinleyebilirsiniz. Ses rahatsız olmayacağınız seviyede normal düzeyde olabilir. Zaten dikkatiniz başka yerde olacağı için SUBLİMİNAL etkisi yapacak ve bilinç daha kolay kırılıp bilinçaltına ulaşacaktır. Sakın bilinçli olumlamaları bırakmayın. Sadece ses kaydı ve subliminal telkin dinlemek çekim yasasını dağınık çalıştıracaktır.
- Yine gün içinde belirli kalıpları tekrarlayabilirsiniz. Örneğin o ay içinde "Bolluk ve bereket" olumlaması yapmaktasınız. yaptığınız çalışmalarla beraber boş zamanlarınızda yada dışarıdayken sadece "bolluk, bereket, para" diyerek veya tekrar edilerek odaklanma sağlanabilir ve bu kesinlikle faydalıdır.
Bir süre sonra görmeye başlayacaksınız ki, çevrenizde size olumsuzluk veren kişiler gidecek, yerinde sizin düşüncelerinizi destekleyen insanlar gelecektir. Geçmişte istemeden yada isteyerek söylediğiniz olumsuz sözcükler yerini olumlu ve yapıcı sözcüklere bırakacaktır.
İnançlarınızı değiştirmek için bu 1 er aylık çalışmaları yapın. Sakın olumsuzluğa kapılmayın ve sadece kendinize inanın...diyor internet alılarındaki derlemeler ve bizzat ben-kendim-şahsım..

İnsan farkında olmadan klişeleşmiş bir takım sözcükler seçiyor. Söyledikleri bu cümleler gayri ciddi ve espri olsa bile bilinçaltları bunu bir emir olarak algılayıp realiteye dönüştürmek için çalışmaya başlıyor. Bilinçaltımızın bu mükemmel sadakatini maalesef olumsuz şeyleri hayatımıza çekmek için kullanıyoruz...

BU YÜZDEN İLK OLARAK AFFETME OLUMLAMALARI YAPILMALIDIR. 

Hayatımız boyunca geçmişimizde bizi üzen ve küstüğümüz insanların hayatımızda blokaj oluşturduğunu biliyor musunuz ? Ne yaşarsanız yaşayın geçmişteki herkesi kalben affetmeniz gerekmektedir. Kabul bu çok zor olabilir. Ama 1 ay içinde Hayatınızdaki mucizelere hayret edeceksiniz

Uygularsınız veya biraz zamana ihtiyacınız olduğunu düşünürsünüz.. Doyuma ulaşmak için bile kendi kendinize telkinde bulunmanız gereken, mutlu ve sağlıklı olabileceğimiz yepyeni bir yıl diliyorum şimdiden. Dediklerimi kulak arkası etmeyin. Ben birşeyi diyorsam boşuna demiyorum ve herkese faydalı olması için sürekli okuyor, geziyor ve kendimi geliştiriyorum :) Çünkü birşeyleri değiştirmek istiyorsam kendimden başlamam gerektiğini artık çok iyi biliyorum...

2017 yılının en özel günlerinde görüşmek üzere, güzel kalın :)))


3 Ekim 2016 Pazartesi

Bir Külah Daha !


Başlığımdan anlaşıldığı ve beni tanıyanların çok iyi bildiği üzere ben bir dondurma bağımlısıyım !
Evet bağımlıyım çünkü herşeyden vazgeçebilen ben, şu dondurma yeme, arama hatta abartma sevdamdan asla vazgeçemiyorum. 40 yıl et yemesem aramam lakin  1 öğün tatlı yemekten uzak kalamam derim herzaman. Malesef dondurmayla yaşadığım aşk tatlı yemekten veya alışkanlıklarımdan çok ayrı bir durum. Mesela sessiz kaldığım tek zaman dilimi olduğu için ailemin ve yakın arkadaşlarımın bilhassa çok alay ettiği bir mecra olarak karşıma çıkar yıllardır. O sessiz kaldığım dilimde herkes istediği gibi kızdırır, konuşur, hatta daha da abartarak evlenme teklifi eden olmuştu... (Şimdilerde güzel sayılabilir ama o vakitlerde neredeyse çocuktuk, malesef çok gereksiz bi zamanlamaydı )

Kaç aydır tatil yapıyorum, iyisiyle kötüsüyle geride bıraktığım onca zamanda aklımda kalan ve asla kötü bir anı yaşamadığım renkli kareler dondurma yediğim yerler ve vakitler. Yanımdaki kişileri de unutmuyorum elbette. Hele ki 'hadi gel sana bir dondurma alalım da sinirin geçsin' diyen insanoğulları benim için pek kıymetliler :)))
Neyse ki, tüm bu örneklere rağmen beni her daim mutlu eden ve edecek olan nadir vazgeçilmez olgularımdandır 'Dondurma' yemek ve görmek. İtalya'da gerçek Roma dondurması yerken yüzlerce resim çektim o renkli ve muhteşem dükkanların içinde-dışında kısacası heryerde. Roma'ya henüz gitmedim lakin Milano'da ki dükkanlar da beni mutlu etmeye fazlasıyla yetti. Resmen bir çocuk gibi arka arkaya 3-5 kere girip aldım, yanımdakilerde şoka giriyorlardır kesin ama umursayan mı var milleti..!
Obez olmak pahasına her mevsim ve heryerde bulmak isteyeceğim bir alışkanlık işte, bu da benim manyaklığım deyip geçiyorum :)))
Dünyanın her köşesinde arayarak bulduğum bir marka var ve standında duran işletme sahibi kişiler bile şaşırıyor, şu ülkede de buldum şurda da vardı dediğim vakit. İlk olarak USA'de tanışıp yediğim ve sonrasında İstanbul'un her avm ve köşesinde uğradığım, Alaçatı ve Bodrum'da da özellikle denediğim markanın ismi 'Cold Stone Creamery'. Kendisi normal markalardan bir tık daha pahalı ama dondurma kategorisinde değil bildiğiniz tatlı ve kaliteli atıştırmalıklar kategorisinde yer alabilir. İçine ilave edilen meyve veya kurabiye parçalarıyla çok zengin bir tarife dönüşmesiyle kalpleri fethetmeyi başardı :) Yazlığımız Çınarcık'ta ise yalnızca benim, yaklaşık 25 senedir severek gittiğim, uğramadığım vakit sahibi Sabri amca ve oğullarının kızarak ''- nerdesin sen, gel çabuk buraya' şeklinde ikramda bulunduğu çok değerli ve markalaşmış ismi 'Sabri Balkan Roma Dondurması' ismiyle kalbimin bir köşesinde yer almakta :)

Son olarak ise dikkatimi çeken bir yazıyı paylaşmak istiyorum sizlerle. Uçarken THY'yi seçtiğiniz vakit mutlaka denk gelirsiniz 'skylife' dergisinde çok güzel makaleler, söyleşiler ve resimlere yer verirler. Eylül sayısında Roma Dondurmasına yer verip, kendi yerinden-yöresinden resim ve röportajlarla süslemiş Murat Gür ve Bora Akkurt. Ben derginin içinden o bölümleri keserek kabin ekibinden rica ettim ve memnuniyetle aldım. Sizler de daha fazla görsel ve videoya ulaşmak isterseniz diye marka isimlerinin üstüne link ile bağlantı yaptım, kolayca siteye ulaşabilirsiniz. Şimdiden keyifli seyirler ve afiyetler diliyorum, her bir leziz dondurma keyfinizde de beni hatırlayınız, hoşçakalınız efeeeem :)

Akdeniz ikliminin sıcaklarına karşı en lezzetli çözüm kesinlikle 'Roma Dondurması'. Roma İmparatoru Nero'nun dağlardan getirdiği buzları meyvelerle karıştırarark hazırladığı tatlılardan bu yana dondurmanın yolculuğu da insanlık tarihi kadar ilginç aşamalardan geçiyor. Peki Roma'da dondurma neyi ifade ediyor? Gelin Roma'nın en iyi galeteria'larını gezelim...
1-Roma dondurmacıları kendilerine has işletme yaklaşımlarıyla ülkede 'gelateria' ismiyle anılıyor.
2-Dondurma her şehirde ve kültürde olduğu gibi Roma'da da çocukların bir numaralı tercihi.
3-Roma dondurmaları sadece lezzetiyle değil sunumuyla da bir eğlence kaynağı haline gelmiş.
4-Dondurma dükkanları butik işletmeler olsa da köklü bir tarihe sahip.
5-Dondurma tabelaları şehrin dokusunda görsel anlamda eğlenceli bir dokunuş oluşturuyor.
6-Envai çeşit meyve ile hazırlanan dondurmaların renklerine
dükkan tasarımları da katılınca gerçek bir renk cümbüşü ortaya çıkıyor.
7-Dondurma ne kadar soğuksa, satıcıları da bir o kadar samimi ve sıcak. Bu roma dondurmacılarının ortak karakteristliği haline gelmiş.
8-Şehirlerde çok sayıda dondurmacı var ama yaz aylarındaki yoğun talep nedeniyle dükkanlarda sıra beklemeniz gerekebilir. Düşünmeyin, kesinlikle buna değecektir.
9-Çoğu dondurmacı küçük dükkanlarda hizmet verse de bazıları seyyar olarak şehri turluyor.
10-Dondurmalar, elbette soğuk servis edilmesine rağmen yumuşak kıvamını muhafaza etmesi ile biliniyor.
11-Külahları da dondurmalar gibi özenle hazırlanıyor ve bu konuda oldukça titizler.
12-Dondurmanın faydaları meraklı ziyaretçilere hem menülerde hem de duvarlardaki afişlerde tek tek anlatılıyor.
13-Nane ve mevsimin sıra dışı meyveleri, yeni lezzetlere açık dondurmalarda kullanılabiliyor.
14-Tüm bu dondurma dükkanları, heryerde olduğu gibi çocukların bir numaralı tercihi olurken Roma'da bir kafe olarak değerlendirmeye yetmeyi ve artmayı çoktan başarmışlar bile :)

15 Eylül 2016 Perşembe

Evet ! Tabi ki daha iyilerini hakediyorsun

Dayanıksız ev tipi kadınların sırf özgüven sorunu yaşaması veya evde kalmamak için erkekleri aşırı şımarttıkları, tüm bunların sonucunda da adamları mahvettikleri bir çağdan geçerken, elbette ki hayır cevabı verdiğiniz üzere bir sürü erkeğin soğuk savaşına maruz kalmışsınızdır! Ben sıcak savaşını bile gördüm ey sevgili takipçi! İçip içip saçmalayan, sevgilisinden veya eşinden sıkılıp etkilendiği ilk kadına ilan-ı aşk edip, boyunun ölçüsünü alınca da eskisinden daha çok sevdiğini zannedip eve geri dönenler :)
Yaş ve eğitim çok az bir kesimi değiştiriyor bizim ülkemizde, kompleksi insan her demde aynı malesef! Üst düzey yönetici olsa ne yazar? Hasta her daim hasta..
Erkek veya kadın farketmez, zavallılaşmanın anlamı olmayan bir dünyada yaşıyoruz. İsten-me-diğin halde kendini bir başkasını kakalamanın tam olarak açıklamasını yapsın biri bana ?
Hoşgördüğün zaman da gerisi çorap söküğü gibi gelir ey takipçi, sakın taviz verme böylelerine.. Kadınlar da delirmiş, sanki adam yoldan çıkmamış gibi saldırıyorlar sağa sola..
Bilimsel olarak izahati obsesif veya bipolar bozukluğa kadar gider, denk geldim biliyorum bu tipleri, evlerden ve bizlerden ırak :)
Hem kadın milletinde anlamadığım bir diğer konu; sonradan mı sevecek, kendini yerden yere vurdurup değersizleşecek tüm  bunlara aşk dedikten sonra mı değer göreceksin sen, sevgili baaaayan? Benim bu tiplere cevabım net: Yav he, hee :))) Birçok erkek beyinsiz kızdan hoşlanıyor olabilir lakin sen kullan o aklını-fikrini ayıp değil günah değil. Çok da mutlu olacaksın emin ol yoksa Allah herkesi embesil yaratırdı değil mi?!
Geçenlerde söylenmiş sözler ve biz bayanların düşüncelerini kısa ve öz dile getirmişler. Pek hoşuma gitti paylaşıyorum ki bilinçaltınızdaki o 'herkes' anlamı değişsin.
Her kadın aynı değildir lakin yüz vermediğiniz her erkek şu cümleleri kurmuyor ve bizde çoğu kez parantez içindeki hislerimi yaşamıyor muyuz sanki :)))
1. Ben zaten daha iyisini hak ediyorum. (Kesin öyledir, harikasın çünkü sen)
2. Kendi kaybeder. (Sen de bulunmaz Hint kumaşısın ya zaten, tek kaldın Dünya'da)
3. Gözü yükseklerde, beni ondan istememiştir. (Tipini ve o saçma huylarını beğenmemiş olamaz dimi yani?
4. Kendine zengin koca arıyor. (Senin gerçek bir mal değneği olduğunu anlamış ve çulsuzluğunu değil ezikliğine dayanamamıştır, bir düşün istersen?
5. Aman o tipsizi kim ne yapsın zaten. (Dün elinde çiçekle kapısında dikilen babam değildi herhalde di mi?
6. Ben daha iyisini bulurum da o bulabilir mi acaba? (Bulur. Sen emin ol,  hatta çok da rahaaat ol. O' artık bulur.
7. Zaten benim ayarımda biri değildi. (Ya sen reddedildiği saniyede çirkinleşen insansın, olmasın zaten senin ayarında.
8. Erkeklere ilgi duymuyor herhalde. (Tek erkek sensin çünkü dünya üzerindeki, ona rağmen gitti tercihlerini değiştirdi)
9. Zaten onun hakkında pek iyi şeyler söylemiyorlardı. (O yüzden mi kapısında yattın üç gün, dinlediklerin de geçti o yollardan =) 
10. Ben de çok hevesli değildim zaten, öylesine takılacaktım. (Hı hıı tabi tabi, totona güvenemeyence olur öyle şeyler)
11. Kesin arkadaşları doldurdu bana karşı. (Arkadaşları da öngörülü insanlarmış demek ki, çabuk kavramışlar)
12. Bana yakışmazdı zaten. (Evet, sana fazla gelirdi..!
13. Tipim de değildi aslında. (Senin tipin Adriana Lima olduğu için şansını bir de onunla dene istersen =)
14. Beni taşıyacak biri değildi. (Sen hazımsız adamın tekisin, kimse taşımak istemez ki seni.
15. Berk'te bende olmayan ne bulmuş olabilir ki? (Zeka, dürüstlük, güven...)
16. Ben onunla ciddi düşünüyordum halbuki. (Lütfetmişsin, bakalım o ne kadar ciddi seninle)
17. Orospuuu! (Bravo sana, böylece kadınlara -ne kadar doğru bir karar verdiklerini- kanıtlamış oldun, elinden gelen tek şey küfretmek/karalamaktı, kötü söz sahibinde kalmış oldu)


9 Eylül 2016 Cuma

Yeni Yaş Acaba Yeni Bir Ben


Evet, resmen aylardır ortalarda yokum (sadece blogda) ve bu süre zarfında olanları nasıl maddelere sığdırıp anlatacağımı bilemiyorum ! 
işim çok zor ve kaç sayfa/satır sürecek bilemediğimden işiniz çok zor :)
Çünkü en sonki yazımdan hemen sonra bir yaşıma daha girdim ve yeni farkındalıklarımın tadını çıkartıyorum şu sıralarda :) Sonrasındaki yaşananlar ve önceki analizleri vakti zamanında paylaşsaydım belki daha bir tavsiye/kişisel gelişim yazısı tadında olabilirdi lakin ben şuan günlüğüme içimi dökerken tecrübe edindiğim duygularımdan bahsetmiş olacağım. Yani olaylar bütünü, resmin büyük kısmı... Ayrıntı insanıyım aslında ben. Yola çıkarken de, olaylar biterken de vardığım yeri değil geçtiğim yolları düşünür, kafayı takar veya keyif alacağım konuları hep bu aralardan seçerim. Sonuç insanı değilim vallahi süreç insanıyım vesselam. Kişilik envanteri veya işyerinde yapılan diğer testlerde de hep böyle çıkardı sonuçlarım. O nedenledir ki şimdi size bahsedeceğim maddeler şuanki hislerim ile ozaman ki yolculuğumdan ibaret olacak. Sıkı takipçilerim var biliyorum, yaslansınlar arkalarına ve ne yollardan geçmişim bilsinler ufaktan ufaktan...
*Öncelikle uzunca bir süredir çalışmıyorum, tamamen kendi isteğimle ve meslek değiştirme düşüncemle gelişen bir süreçti. Mevsimlerden artık yaz idi, tatiller peşi sıra geliyor idi :) İlk olarak nisan sonu Alaçatı ile başlayan güneş ışığından faydalanma operasyonlarım sırasıyla, Hıdırellez (bahar bayramı) için Edirne, ailem ve kuzenimle harika su sporları deneyimi ile Marmaris'te, çok sevdiğim arkadaşlarımla Maroon 5 konseri için mükemmel bir ortam ve 7 yıldızlı otelde geçen günlerim için Antalya'da, çok istediğim Karadeniz ve Gürcistan  turunun iptali nedeniyle kalabalık bir ekibin Bodrum'a geçişiyle, en sevdiğim adaları barındıran Yunanistan'a gemi turuyla ve sonrasında Bodrum'a tekrar kaçışımla devam etti. Şuan benden nefret ediyorsunuz duyabiliyorum çünkü bu tatiller peşpeşe ve aslında hiç planlanmadan geldi. Zaten planlasaydım kesin olamazdı... Hem çalışmıyor hem de sürekli geziyor diye merak edenlere de küçük bir hatırlatma, zaten çoğu tatilimde yanımda ailem oldu. Hayatımı destekleyen başka biri olmadı yani... Henüz evlenmedim ve erkek arkadaşım varken tatile çıksam da asla ama asla paramı ödetmem bu konuda çok net ve hassasımdır. Kendileri de bu huyumu pek severlerdi zira !!! 
Neyse konumuz şuan başka olduğu üzere diğer maddeye saklıyorum bu özel mevzuları :)
*Bu tatil aralarında zaten çoktan 25 senedir yazlığımız olan Çınarcık'a geçmiştik. Ben yinede haftada bir kere mutlaka İstanbul'a döndüm, bazen deniz turlarımıza oradaki arkadaşlarımla devam ettik. Çalışmayan kişi bir ben olduğum için herkesin isteğine mümkün olduğu kadar çok ve rahatlıkla uyabildim. Zaten seviyor ve özlüyorsan koşa koşa gidiyorsun dostlarının yanlarına, öyle değil mi ey takipçi !
*İşgörüşmelerine başlamak ve kaldığım yerden devam etmek için karar aldığımda ise canım ülkemin başına çok enterasan bir olay geldi. Tabi ki bölünmeyecektik ve tabi ki Türk halkını hala tanımayanların oyununa gelmeyecektik. Ohal (Olağanüstü hal) ilan edilen ülkemde işler iyice karıştı ve şirketler, iş dünyası ve devlet işlerine karışan bazı isimler darmaduman olma yoluna girdi. Beni sürekli arayıp iş teklif eden insan kaynakları& danışmanlık firmaları bile susar oldu. Hal böyleyken de ben tatile zorunlu olarak biraz daha devam etmiş oldum. Şuan sonbahara giriş yaptık, bayram arifesindeyiz ve inşallah yaz sezonu benim için tamamen kapanınca içime sinen bir iş bulup kariyerime yön vereceğim. Belki mesleğimde değişiklik olmayacak lakin kafam ve hayata bakışım inanılmaz değişti. Bu da bana daha pozitif bir çalışan olma imkanı sağlayacak, kendime inanıyorum. Şimdiden hayırlı kışlar, bol maaşlar herkeslere de bana da :)
*Gelelim merak edilen aşk-meşk konularına...
Sosyal medyada hergün ama hergün düzenli olarak resim paylaşan, snap/ tweet atan ben, özel hayatımı paylaşmayı sevmiyorum artık. Hem 'yeni bir insan girince hayatıma geri kalan 500 kişiye pat diye nasıl tanıştırayım onu' düşüncesi, hem de vakti zamanında milletin gözü kaldığı üzere nazarlardan tepetaklak olmam sebebiyle artık sadece en yakınlarıma detaylarıyla anlatıyor fakat resimlerimizi saçmıyorum piyasaya. He diyeceksiniz ki, okadar ciddi ne oldu hayatında da yayınlamadın? vallahi kafam hazır olsa onu da yapardım deliyim çünkü ben :) Birşey ya vardır ya yoktur felsefesine inanır ve öyle yaşarım, yani hayatımda biri ya vardır ya yoktur, net insanımdır, varsayım sevmem, takılmayla pek uğraşamam ben :)
Günümüz ilişkileri bana göre değil, kimin ne olduğunu asla bilemiyorsunuz ve sonunda gördükleriniz, bildiklerinizle şoka giriyorsunuz ve aptal beraberliklere karşı akıllı yalnızlıkların insanı olmak istiyorsunuz malesef ve siz de öyle olun artık lütfen !!! Hayat zaten yeteri kadar zor ve saçma, birde elin adamı/kadını mutsuz etmek için girmesin o kişisel dünyanızın içine...

Şuan kimse yok, hatta kısmet işleri bu işler lakin bir müddet gereksiz gelebilir ''yeni çıktım maratondan, terliyim canım hiç öpmiiiiiim' modundayım yani anlayacağınız :)))
*Hayatın zor yanlarından hiç bahsetmiyorum farkındaysanız çünkü herkesi etkiliyor terör olayları, maddi sıkıntılar ve umutsuz vakalar. Yapı olarak eskiden ne kadar pesimist isem şu yaşlarda daha bir optimist oldum sanki ben. Zaten kaderci yapım sayesinde atlatabiliyorum birçok kötü düşünceyi. Beni mi buldu bukadar saçmalık desem de geçeceğine inanıp negatif insanları hergün birer birer çıkardım hayatımdan hiç pişmanlık da duymuyorum, yalan yok. Sosyal medyada ne kadar aktif isem, listeyi de bir okadar dar tutuyorum şahsen artık. Zaten reklama ihtiyacım yok, çevremin de zaten genişlik olarak maşallahı var, herkesi tutsam O takipçiler adamı yer bitirir ki o gözleriyle !!!
*Tüm bu tatil zamanları için yollara düştüğüm anların dışında kombine yenilendi, maçlara gidildi, alışverişler yapıldı, hediyeler alındı-verildi,  düğünler-dernekler ve yeni doğanların mevlütlerine icabet edildi. Aktif olarak spor yapamadım ama sürekli müzik eşliğinde yürüdüm ve yüzdüm yazlıkta. Çok hastalandım (alerjim tuttu, uzun sürdü, ne alakaysa) çok içtim ve çok dans ettim en sevdiklerimle. Hatta bu sefer kezban olacağım diye söz verdim, zorladım kendimi ve sevgilimin gözlerinin taa içine bakarak içtim, ne kadar hayatımda varolacağını ve değeceğini bile düşünmeden. Dost meclislerinde çok güzel sofralar kuruldu, keyifle rakılar yudumlandı ve iyiki varsınız denildi birkez, birkez daha. Çocukluğumdan gelen arkadaşlarım çok az fakat inanılmaz değerliler benim için. Özellikle kaybettiğim dostum ve anneannemden sonra ben eski ben olamadım hiç. İçimden onlarla birlikte birşeyler de koptu gitti açıkçası. Katılaştım bazı konularda inanılmaz derecede. Ayrılıklar hiç koyamamaya başladı tabir-i caizse.. Geçmişe bakmak ne kadar acıtsa da canımı yanımda olmayan ama yaşayan insanlara karşı çok güçlü olmaya başladım herşeyden önce. Ne kadar gereksiz buldum boşa akan göz yaşlarımı bir bilseniz... Anlık üzüntüler yerini 'bu da geçti gitti'lere bıraktı, malesef hissizleştim artık saçma sapan kişi ve olaylar silsilesine. Belki de ondandır gözümü kırpmadan listemi azaltmam. Az eşya az insan çok huzur felsefesini iyiden iyiye benimsiyorum galiba ! 
Yaşımla ilgili bazen çok konuşuyorum ve etrafımdaki kişilerde sendrom intibası bırakıyorum sanırım ama aslında demek istiyorum ki cümle aralarımda '2 günde gelmedim ben bugünlere, evet belki çok rahat bir hayat sürdüm, sürüyorum da çok şükür fakat zorluklar ve mücadeleler bende de var. Kötü insanların hedefi oldum, birileri hala yolumu kapatıyor kendince. Zamanını beklerken benim zamanım geçiyor farkındayım. Sadece çok okuyorum ve çok geziyorum. Atlatmam kolay oluyor o eşiği bu nedenle. Dua ediyorum, yaradana ve mucizelerine, herşeyin aynı şekilde kalmayacağına, sıkıntıların da biteceğine inanıyorum, rahatlatıyorum kendimi. Zaten benim kafam birşeye takıldıysa asla benden başka kimse kurtaramaz beni o karışıklıktan. Elbette ki yardımcı olur, yol gösterir veya anlık olarak eğlendirip unutturabilir ama o sıkıntılardan sizi ancak kendiniz, iç sesiniz kurtarabilir. Nasıl ki aynı sıkıntılara kendi kendinize girdiyseniz ve içinde kördüğüm olduysanız, yine siz çıkmayı başaracaksınız.  
Malesef başka bir yol yok, sürekli mucize olduğu falan da yok. Elinden gelenin en iyisini yapıp bırakacaksın kendini hayatın kollarına. Daha iyisini yapana kadar da en iyisi o olacak işte. 
İş hayatımda da özel hayatımda da hep bunu denedim aslında. Yapabildiğim kadarını yaptım.
Olmuyorsa karşımdakinden destek aldım, sordum hep kendimi denedim değişik yollarda. Hayatım boyunca da yaptıklarımdan ve yaşadıklarımdan pişman olmadım. Söylediklerimden, söyleyemediklerimden ve verdiğim gereksiz değerden bazen oluyor gibi hissediyorum ama keşke demek yok lügatımda o sebeple ne geliyorsa aynı şekilde geçiyor da insanoğlu, pişman olmak için yaşamıyoruz en nihayetinde. canımızı acıtsalar da, çok da şey yapmamak lazım yani :) 
Önümüzdeki günlerde bayram tatili yapmak için yola çıkacaksınız, belki son anda bir kararla bende uzaklaşacağım buralardan..  En güzel şekilde geçirin o günlerinizi. Anı yaşayın geçmişi bırakın, bayramlık ağzınızı kapatıp iç dünyanıza, ailenize ve sevdiklerinize yönelin derim ben. En güzel anılar sevdiklerimiz yanımızdayken geçirilen zamanlarımızdan oluşuyor ve eksik de olsak neşeli anların tadı damağımızda kalıyor şu garip hayatta. 
Hayatın tadını çıkarmaya bakalım ve gelecek olan zor günlere karşı stok yapalım. Temiz tuttuğumuz kalbimizin ekmeğini yiyelim ve diğerlerine iyi bakalım. Sonra anlatırsınız nasılsa ne gibi yenilik ve güzellikler geldi diye hayatınıza :)

2 Temmuz 2016 Cumartesi

Tek SORU

Son 1 sene içerisinde yazdıklarıma dönüp bir baktım da;
Sadece gezdiğim günleri yazmam gereken zamanlarda hep bir olaylar silsilesi, hep mahveden görüntüler ve ölümler, hep zor vakitler ve hep kelimelerin yetersiz olduğu anlardan ibaretmiş ve bazı şeyleri hep ertelemek zorunda kalmışız. Tüm bunların sonunda hala yaşıyor olduğumuza sevinememişiz bile  kısacası !! İnsan en çok da buna kahroluyor ya be kardeşim... 

Ayrıca bu son 1 sene bana öyle uzun öyle olaylı geçmiş ki, bukadar aksiyonlu yaşamamdan dolayı madalya taksalar yeridir derken buluyorum  çoğunlukla kendimi.

İş hayatı ve insan ilişkileri bakımından gerçekten çok zor süreçlerden geçtim. Çok şükür ki ailem ve en yakınlarım sayesinde sakinleştirilerek hayatıma daha da güçlü devam edebildim. Ya edemeseydim diye sormak dahi istemiyorum çünkü cinnet geçirmek, katil olmak ve güzel giden herşeyi mahvetmek çok da zor değil bu canım ülkede !
Başımdan geçen olaylar öyle trajikomik öyle saçma ki zaman geçtikçe gülebiliyor ve onca şeyi nasıl kaldırabildim ve katil olmadım diyorum ama bazen :) şaka yapmıyorum vallahi gayet ciddiyim. İnsan hayatı gerçekten pamuk ipliğine bağlı ve bir anda değişebiliyor herşey. Bu konu sadece benim için geçerli değil elbet, sizler de bir düşünün bakalım geçmişte nelerle sınandınız, nelerden vazgeçerken sakinliğinizi koruyabildiniz? Neyse ki geçmiş geçmişte kaldı ve biz yeni güne uyandıkça daha güzel ve daha kötü olaylarla karşılaşma şansını elde edebiliyoruz. Aldığımı her nefese bu mübarek gecede de şükürler olsun!
Gece gece yazmamın sebebi de şudur ki, ben çok düşünen dolayısı ile çok konuşan ve çok yaşayan biri olarak kafamı kurcalayan bazı sorulara cevap almaya uğraşıyorum. Dua ediyorum ve inanların, kalpten edilen her güzel şeyin gerçekleştiğine inanıyorum. Zamanı gelince herşeyi göreceğime inanıyorum hatta !  Bazen sırf bu nedenle sosyal medyada yazıyorum. Ürettiklerimi ve gezdiğim gördüğüm yerleri sosyal medya hesaplarımdan mümkün olduğunca paylaşıyorum ama sorgulamıyorum tabi ki herşeyi. Son zamanlarda az yazı yazıyor olmam çok dolaştığım içindir. Hem Dünya'yı hem kafamın derinliklerinde çok geziyorum. Görmek ve ortak olmak isteyenler instagram: venividivici_burci hesabından da takip edebilir...
Kafama takılan konular ise gayet genel geçer şeyler aslında. Gariplik ise cevabını bulamıyor oluşumda...
İlk olarak ayrıldığım zamandalarda kafama takılıyordu. Erkek arkadaşımla ayrılınca, çok benimseyerek çalıştığım işyerimden ayrılınca, en samimi olduğum arkadaşlarımla ayrılınca.. Hep uzaklaştıkça parçaları birleşiyordu o büyük resmin. Nankörlük, kıskançlık ve bencillik vardı işin içinde, yoksa bukadar zarar görmez ve düşünmezdim eminim ki. Yalan ise muhtemelen başı çekiyordu bu ayrılıklarda. Benim ve sevdiklerim adına yeteri kadar iyi niyet kalmadıysa başlıyordu beni içten içe kemirmeye o ilişki zaten..  Sevdiğim/değer verdiklerim ile aramızı bozmaya çalışan insanların gerçek yüzlerini görüyordum mesela. Gerçekleri zarar görmesinler diye fazla konuşmadığım halde bile, iftira atarak üste çıkmaya çalışan insanların kötü niyetleri kulağıma geliyordu her seferinde. Oysaki arkamdan konuşuyor ve kuyumu kazıyorlardı lakin bana er yada geç bir şekilde ulaşıyordu o art niyet! 
Kendi çıkarları yüzünden önüne çıkan herşeyi yakıp yıkıyordu. En güçlü ve tehlikeli bulduğu herkesi ortadan kaldırmanın derdindeydi adamın biri niyeyse, hem korkuyor hem devam ediyordu olmayanı varmış gibi göstermeye... Oysaki gerçeklerin birgün ortaya çıkma gibi bir huyu vardır'' anlayışını bilmiyor muydu ? Hesap sorma vakti gelecekti, farkında değil miydi acaba ??? 
Neyse örneklerim daha uzar gider ama geçenlerde şöyle bir yazı yazıp sordum ben de etrafıma. Cevabını yazan olmadı ama beğenen veya sessiz kalan herkes eminim ki düşündü üzerinde bir müddet... Şimdi sıra sizde.. Kendinize sorun önce ve benimle geçmişte veya hala iletişimde olduğunu bildiğim kişlere ithafen;

''Yaşım büyüdükçe, aklım erdikçe ve etrafımda olanları hayretler içersinde seyrettikçe kafamı kurcalayan tek soru;

Tecavüze uğrayan genç kızları yargılayanlar, yol ortasında öldürülen genç erkekleri görmezden gelenler, haksızlığa uğrayan ve sesi çıkmayan binlerce çalışanın ezilmesini her gün sessizce ve zevkle köşesinde izleyenler, sırf para hırsı yüzünden yapmayacağı halt kalmayan tanıdıklarınıza meydan okumanız gerekirken ve maddi-manevi her konuda ezildiğiniz halde sırf yalakalık uğruna sessiz kaldığınızda, insanları birbirine düşürüp ayırdığınızda tüm bu zamanların birgün kendi çoluk çocuğunuzun( özellikle de çocuk yapmak için planlar yapanlar )  başına gelmez, sizin en yakınlarınız ölmez veya günün birinde bu devran dönmez mi sanıyorsunuz siz acaba 😳😳😳
Bu saçma düzende neyi garanti ettiniz, kimle neyin pazarlığını yaptınız da anlaştınız, aile fertlerinizle hangi etik anlayışı sonsuza kadar taşıyacağının sözleşmesini imzaladınız siz ??? Güvendiğiniz kendiniz değilseniz kim? Çünkü Allah inancı-korkusu olan, kendine güvenmeyen veya çok ezilmiş insan işi değil tüm bu gerizekalılık !!! Etik değerleri uğruna yaşayanların hiç değil hem de !

Benim aklım artık yetmiyor, onca kalabalık ve gürültünün içinde susturamıyorum bu düşüncelerimi, ya çıkıp karşınıza tek tek hesap soracağım ya da biri lütfen bana ve benim gibi düşünenlere söylesin de bu merak sona ersin artık Tanrı aşkına !!!

17 Haziran 2016 Cuma

Yaz geldi, yaz yaz sende yaz :)

Kolayı yok maalesef şu insanoğlunun ! Ya çok sıcak derler ya soğuktan donduk diye söylenir dururlar. Ya benim gibi ortaları yok bunların da, yada pek memnuniyetsiz oluyoruz hergeçen gün biraz daha.. 

Ben yaz sezonunu resmen ve hakkıyla açtım efendim. Öncelikle mayısın ilk haftası Alaçatı'da haziranın ilk haftası da Marmaris'te enfes bir tatil yaptım.  Her ikisinde de hem ailem hem arkadaşlarımla olduğum üzere bir taşla iki kuş vurdum diyebiliriz. Başkasını bilmem ama pek güzel vakit geçiriyorum öyle bir kalabalık ortamlarda hem de çok rahat ediyorum nedense. Demokratik bir aileyiz rahatlık ordan geliyor, arkadaş seçimleri ise tatillerde çok önemli her tatile gidip geldikten sonra bahsederim blogumda bu konuyu ben. Hatta yazıya gitmek için tıklayınız :)
Neyse ki,  tatilimizde bu doğrultuda gayet verimliydi ve kaliteli paylaşımlar, süper aktivitelerle geçti gitti bitti. Yenilerini iple çeker olacağız herkes gibi derkeeeeeen hemen ardından Antalya'da 7yıldızlı muhtesem bir tatil, Maroon5 konserini yakından takip etme olanağı ve sonrasında İstanbul Kilyos'da bir haftasonu kaçamağıyla deniz keyfine imzamı attım, ay hangisini yazsam, anlatsam doyasıya resim ve ayrıntı paylaşsam bilemiyorum resmen yetişemiyorum hızıma :))) Yayında ve yapımda emeği geçen herkese minnetarım, Nakdi sponsorum aileme, ayni sponsorlarım olan arkadaşlarıma kocaman bir öpücük gönderiyorum buradan :) 

Neyse gezilen-görülen yerlere sırasıyla başlamak ve biraz detay vermek gerekirse;
Marmaris bence çok enterasan bir yerdi nedenlerini şimdi maddeler halinde yazacağım lakin toplamda 4-5 kez gitmeme rağmen her seferinde farklı şeyler çekiyor dikkatimi. Toparlamak gerekirse;
-ilk seyahatimde ailemle tur şeklinde geçmişti sanırım lise yıllarındaydım yaz tatilimde vakit nakit düşüncelerim yoktu dolayısıyla kim nereye diyorsa hep oraya gittim denize girdim çıktım geldim :) Velhasıl kelam detayları hatırlayamıyorum bile..
-ikinci gidişim ise üniversitede 'yaz su sporları kampı' adı altında güya zorunlu olarak yaz sporlarının eğitimi tarzında fakat arkadaşlarla çıkılan güzel bir tatil havasındaydı. Hisarönü denilen bölgede rüzgar sörfü, katamaran, kano ve bisiklet gibi branşlarda iyi notlar alıp geçmeyi hedeflerken bir yandan da spor branşlarının teorik ve pratik eğitimlerini alıp aynı anda hayata geçirebildiğimiz harika bir ortamdı. Belki o zaman ders gibiydi ama şuan düşünüyorum da ne güzel ne eğlenceli ve multidisipliner (bilimsel veya teknik alanda birden fazla bilim dalının bir arada kullanilmasi durumunu ifade eden kavramdır) bir okul okudum ben yahu :) 4 sene latince öğrendim tüm anatomik terimleri doktor veya hemşirelerle konuşup hava bile atıyorduk o dönemlerde. BESYO deyip geçme herşeyi öğrettiler vallahi en doğru yaşlarda. Dolayısıyla o günlerde çok güzel gelmişti gece Marmarise inip klüplerde dans etmek gündüz sörf yapmak hatta bir keresinde dalgaya yanlış giren katamaranımız devrilip can yeleği giymeyen benim ve panikle birlikte nasıl adam öldürülür konusunu anlatan bir kızın canlı yayınını izlemiştik. Bizi kurtarmaya gelen diğer katamarının altında kalıp kedi canımı test etmiştik. Nasıl kurtulduğumu hatırlamıyorum lakin o batan katamaranı çıkarmak için saatlerce suda bekletildiğimizi hatırlıyorum. Öldürmeyen Rabbim  süründüren kamp ekibi ve ne olduğunu anlayamayan benim aramda geçen dialoglar duyulmaya değerdi :))) O günden sonra ise insanlara ve hayata bakışım hiç eskisi gibi sıkı sıkıya bağlı olmadı, tüm samimiyetimle yemin ederim ! Kırılma noktalarımı sayarken kayıtlara bu anım da geçebilir yani sevgili takipçim..
-üçüncü gidişim ise artık büyümüş olgunlaşmış ve serpilmiş olarak gerçekleşti :) Yani artık çalışıyordum ve her vaktim/naktim değerliydi. Kuzen,eşi, ve manitam arasında herşeye peki diyen ben, bir cuma çıkışı motosiklet tepesinde saatlerce yol gidip, Allahın sıcağında üstümde tam korumalı kıyafetler ve sadece yan çantalarımızda taşıyabildiğimiz 4 tshirt ve 5 şorttan oluşan kıyafet kombinimle koy koy dolaştığımız, sonrasında güzel bir anı olarak kalan zor bir tatilden öteye gidemeyen bir anı olarak hafızalara kazındı. Sonrasında süper konforlu çekçekli valizim ve sadece yurtdışı olmak kaydıyla uçakla gidilen maceralarımın hızlı bir şekilde devamının gelmesi bakımından çok önemliydi aslında bu 3. tatil :) 

Gezdiğimiz yerler ve resimlerdeki renkler gerçekten yorgunluklara değiyordu. Akyaka, Bozburun, Gökova, Göcek gibi gelen turistlerin kaldığı hatta konut alarak yerli oldukları görüntüde küçük ama harika doğal ortamı ve deniziyle muhteşem yerlerdi. Dinlenirken ülkemizin ne kadar güzel ne denli cennet köşeleri olduğunu hatırlatan cinstendi resmen. O virajları ve sakinlikten diğerlerini dinlemek yetti arttı bile. Ben birdaha almayayım diyerek yolculuğumuza devam ettik.
-sonraki seferde bir tur daha var mı hatırlamıyorum ama bu en sonki tatilimde ise aynı yerlere gitmek daha zevkli ve dinlendirici bir hal aldı. Çünkü yine nakit-vakit konularını düşünmüyor ve yepyeni aktivitelerle gününmü gün edebildim. Bekar olmanın faydaları kısmında şükür ediyorum bak bu yüzden hep :) Bu sefer su üstünde ve altında muhteşem resimler, Parasailing, jet ski , tekne gezileri ve deniz bisikleti ile suyun tadını doyasıya çıkartıp son 1 sene içinde olan tüm saçmalıkları beynimden atmak için bir dakika bile boş durmadım. Yorgunluklarımın bir anlamı vardı ve bu sefer sadece fazla hareketten, yeni şeyleri denerken yorulmalıydım. Bakınız tavsiye ediyorum kime ve neye kızıyorsanız bırakın defedin hayatınızdan ve beyninizden ! yepyeni uğraşlar edinip kendinizi geliştirin diğerlerini de geride bırakıp hayatınıza devam edin. Her ayrılığımdan sonra tesadüfi olarak tatile çıkıp döndüğümde daha sağlam olmuşum mesela ben,
resimlerimde bile gözlerimin içi parlıyor yahu :) enterasan ama bilimsel olarak kanıtlanmış bu tatil etkisi.. 
Bu aralar ise tatil modumdan çıkmak istemiyor ve fırsatlarımı değerlendirmem çerçevesinde yaz ayını pek güzel pek kaliteli günlerde geçiriyorum. Umarım sizler de beklediğiniz ve özlediğiniz tatile kavuşur doyasıya eğlenir ve mutlu olursunuz (Fesatlanmayan, kıskançlıktan çatlamayanlara ediyorum bu duaları tabi ki)
Diğer zaman-mekan ve kişi üçlemelerinin detayını verdiğim yazılarım da sırada, geliyor. Hepimiz için harika bir haftasonu olur umarım...

6 Haziran 2016 Pazartesi

Kırıldım, hatırlıyorum

Dünya herkesi kırar. Çok iyileri, çok nazikleri, çok cesurları. Kıramadıklarını da öldürür ! diyordu izlediğim bir filmde...

Açtım hemen araştırdım tabii ki, Silahlara veda adlı romanın sonunda, Hemingway “dünyanın herkesi kırdığını” yazıyor. “Kırmadıklarını ise öldürür. Çok iyileri, çok nazikleri, çok cesurları ayrım yapmadan öldürür. Eğer bunların hiçbiri değilseniz, sizi de öldüreceğinden emin olabilirsiniz, sadece özel bir acelesi yoktur.” demiş amcamız vakti zamanında.
Düşündüm taşındım, ne kadar doğru söylediğine şüphe duymadım lakin bir yeri atlamış kendisi sanki.. Bu dünyada vazgeçenler de ölüyor mesela ! Çok istediği birşeyden vazgeçenler, sonunu beklemeden gidenler, gittiği için ölenler, vazgeçtiği için pişmanlıktan ölenler, fiili olarak bedeni dünyada kalıp, dünya tarafından ruhu öldürülenler mesela... 
Tam anlamıyla içimi döke döke ağlayamıyordum iyi oldu bir film izleyip kendimi tetiklediğim. Tabi ki bir sahnede tipik kız modeli zırlayacak değilim ama kararları doğrultusunda etkiledi başrol oyuncuları ve yine senaryoya kendimi dahil ediverdim. 
Adam vazgeçmiyordu film boyunca. Fişi çekseydi kadın ölecekti, ilk sahnelerde kadın gitseydi de adam pişmanlıktan ölecekti. Direndi, bazen peşinden gitti bazen sessizce bekledi vs vs. Bittabi çok klasik bir senaryo fakat ince işlenmişti ruha dokunuyordu sadece kadın-erkek ilişkisi değil hayatımdaki her seçimi sorgulattı. her seçim başka bir kapıya açıldı. Gelinen noktaya baktığımda asla pişman değilim çünkü hep doğru zamanlarda vazgeçtim, kararınca direndim ve sonunda fişi çektim. Vazgeçenleri de çoktan öldürdüm. Umarım en üst satırdaki çok iyiler, nazikler ve cesurlar kısmında da ölmeden hergün öldürmeye devam etmez bu Dünya beni ve aynı şeyleri düşünenleri... 
Güzel seçimler yapabildiğimiz bir hafta ve hayırlı bir Ramazan başlangıcı olur umarım.

https://www.youtube.com/watch?v=uYUjbMk_zo0

27 Mayıs 2016 Cuma

İşte böyle...

Artık çok uzun aralıklar bırakıyorum vakti zamanında hergün her konuya değindiğim kısacası içimi dökerek yazdığım şu blogumda.. Herzaman aklımda oysa ki, konuşmak yerine buraya bırakıp gitmek şu düşüncelerimi. 

Lakin düzenli bir hayatım yok son 3 aydır. Aklıma estiği gibi yaşıyorum yine resmen. Bağımlı olmaktan korktuğum için hergün düzenli olarak girip yazmak için nedenlerim de yok şu sıralar anlayacağınız.
En yakınlarımın bildiği üzere, başkalarının 1 ayda yaşadığı olaylar silsilesini ben 2-3 gün içerisinde yaşayabiliyorum. Evet, yanlış duymadınız ! duyguları değil resmen olayları yaşıyorum ben, sevgili takipçim :)
Mesela, yazamadığım bu dönemde, erken başladığım yaz tatilini Alaçatı'da, festivali Edirne'de karşıladım. Hayatımda ilk kez Adliye'de bulundum ve bir duruşmada tanık olarak konuştum ki o süreci ne sen sor ne ben söyleyeyim çünkü 5 dk konuşup çıkarım gözüyle bakılan süre 1 saati aşkın süre sadece benim konuşmamla ilerledi diyebiliriz. Adalet mülkün temelidir umarım ki haksız olan yani yalancı-riyakar taraf cezasını çeker ve davayı kaybeder...
Anneannemizin 40.gün duası bile yapıldı. Evimiz doldu taştı ve bu süreçte başta annemin, tüm ailemin yanında bulunan herkeslere tekrar tekrar teşekkür ediyorum. İyiki varsınız ve yanımızdasınız...
Maçlara gidildi, şampiyonluklar kaçırıldı, heyecanlı sahnelere şahit olundu kahrolundu :) Blogger fanatik Fenerbahçeli  olduğu üzere olacak o kadar :)
Kına geceleri ve düğünlerde tüm kalabalıkla birlikte sevdiceklerle buluşuldu. Bu yaz sonuna kadar durmak yok yola devam... Şu yıllar öncesinde başladığım ve artık neredeyse bir markaya dönüşen kişiye özel olarak yaptığım aksesuar tasarımlarım aldı başını gitti. Stok olayına gireceğim yakında hatta Bebek şenliğinde stand açmak için geç kalmasaydım beni yakınen oralarda görme keyfine nail olabilirdiniz :) Neyse artık seneye inşallah.
Eğitim ve iş hayatıyla ilgili yeni kararlar alındı umarım ki hevesim kaçmadan hayata geçirebilirim o ideallerimi de ve sonrasında daha güzel projelere imza atabilirim..
Yarıda bıraktığım bir hesaplaşma olayım bile oldu malum devir saçma kişiler hadsiz, kaşınan çok :) Herkese yetecek kadar enerjim var nasılsa, kaşırız sorun yok. Kısacası herkesin gerçek yüzü belli olunca boşvermek adetten oldu...
Aile ve yakın arkadaşlarla güzel yemekler yenildi, hoş sohbetler edildi, önemli zatlarla görüşüldü yani kaliteli vakitler geçirildi. Dünya'ya gelme amacım kesinlikle insan ilişkileri zaten bu hususta eminim ben artık şu yaşımda...
Velhasıl kelam enterasan olaylaaaar olaylar bitmedi. Yaza hızlı bir giriş yapamadık çünkü havalar tam ısındı derken yağışlar hiç kesilmeden serinliğini hissettirmeye devam ediyor fakat hazirana şurda ne kaldı. Şimdiden herlese hayırlı sezonlar diliyorum ve müsadenizle ben biraz kafa dinlemeye çekiliyorum. Gelişme olursa haber ederim, sizler de fazla dolanmayın sonra kördüğüm olmayın diyerek güzel bir haftasonu diliyorum... Aşağıdaki sözler de cuma hatrına gelsin bari :)

Cehennem başkalarıdır demiş adamın biri, başkaları...
Cehennem olacak kadar başka olanlar
Sevse de hiç sevilmemişler, yazık… 
Hiç sevilmemiş olana, sevilmenin ne olduğunu bilmeyene yazık !
Karışmış saçlarını severek tarayan birisi varsa yanında, cennet o an ordadır, ayak bastığın, soluk aldığın yerde..
Başkası olmayan, başka olacak kadar cehennemleşmeyen herkes ailedir birbirine.
Acının da mutluluğun da paylaşıldığı bir sofradır onların olduğu her yer..
Sıcak bir dokunuş, kalpten bir gülümseme yeter bir resmin mutlu olması için, bir resimde herkesin gülmesi için.
Eğer cennet yanınızdaysa onu gittiğiniz her yere götürürsünüz, elini bırakmayın yeter!

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Anne (anne) ler Günü !

Dün bilindiği üzere anneler günü olarak dünyanın birçok ülkesiyle aynı zamanda kutladığımız populer kültürün parçası olan hediye alma günüydü:) 

Herkes mümkün mertebe annesiyle resimlerini paylaşıp kutlamalara dahil oldu. Tüm sene boyunca beraber ne yaptıkları ve ne kadar kaliteli zaman geçirdikleri hakkında bir fikrim yok, merak da etmiyorum ! Zira birçok şey göstermelik değil içten gelerek ve inanarak yapılıyor olmalı... (Zaman zaman sinirlenip yorum yapıyor olsam da, din, aile ve benzeri etik kavramlar anlatılmaz yaşanır benim neznimde)

Neyse konumuz zaten kimin ne yaptığı değil kimin neyi göstermediği... 
16 Nisan Cumartesi gününden bu yana yerde miyim gökte mi bilemiyorum. Gayet güçlü ve eğlenceli duruşumdan pek ödün vermeden devam ediyorum hayatıma. İçimden gelerek bi'ttabi... Çünkü ben yapım gereği herşeyi açıkta yaşayan ve rol yapamayan bir insan olarak dünyaya gelmişim! Faydasız bu kalıpların dışına da pek çıkamıyorum...
Tatillerdeki güzel anlarımı, eş-dost meclislerini ve yediğim içtiğim dışındaki birçok şeyi resmedip paylaşıyorum. Hayatı üstünkörü değil detayları ile yaşamaktan keyif aldığım üzere de milyonlarca resmim var şu ahir ömrümde ve sosyal medya üzerinde...
Çok samimi olarak belirtiyorum ki, iyiki de var o resimler, videolar anılar... Beni ben yapan bütün geçmişimi belgelemişim resmen!! Geride bıraktığım her olaya ve kişiye dönüp bakmak çok saçma olsa dahi benim hoşuma gidiyor nedense...
Bugünlerde oturup tüm arşivimi tarayarak bazı isimleri özellikle bir köşede topladım. Bu kişiler en çok anım olan değil aramdaki sevgi bağını en güçlü tuttuğum kişilerdi. Şuanda olmamalarının nedeni ise bu dünyadan ebediyete göçüp gitmiş olmaları ve benim ihtiyacım olduğu zaman birdaha ulaşamayacağımı/ konuşamayacağımı bildiğim için aklımı yitirmemek için dualar ettiğim ve zar zor güçlü olabildiğim insanlardan oluşmalarıydı...

Ayrılıklar her zaman çok garip gelmiştir bana. Vakti zamanında herşeyi paylaştığınız insan günün birinde ansızın yanınızda olmayacak ve siz onca şeyi boşuna yaşamış hissine kapılacaksınız ! Devamı olmayacağı üzere de bir müddet sonra kestirip atacak ve yokluğuna alışacaksınız. Lakin ölüm ise öyle birşey ki her geçen gün daha çok özleyecek ve konuşmak istediğiniz zaman kendi kendinize resimlerle konuştuğunuzu farkedeceksiniz. Birkaç senedir bu duyguyla yaşıyorum ve ayrıntılarını anlatmaya gerek duymadığım bu olguyu yalnızca yaşayan / çeken bilir diyerek hayatıma devam ediyorum. 

Fazlasıyla eksik olacağını bildiğim ve kabullenemediğim bir acım var şu günlerde. 
Pamuk anneannem, senelerce en güzel ev arkadaşlığı yaptığım  dostum, daha şimdiden özlediğim, Dünyadaki en asil ve sakin kadın olarak tanıdığım Meloş"umu defnettik ve dualar icinde sonsuzluğa ugurladık. Herşeyi bizzat yaşayan ben, o sabah da kontrol etmeme, yıkamaya gitmeme, mezarına girişini izlememe ve daha bu sabah ziyaretine gitmeme rağmen hala inanamıyorum ki anneannem bizleri bu dünyada yapayalnız bırakıp gerçeklere doğru yola çıktı ! 
O günden bu günkü zaman zarfı içinde defalarca ke başka yerlere gitmeme rağmen kafam dağılmadığı gibi, gözümün önünde sürekli ağlayan aileme, evinde oturup hala kahve içtiğimiz komşularımıza rağmen, kadıncağızın orada olmadığını kabul edemedim bir türlü... Sanırım şoka giren beyin, bazı kötü olaylara karşı kendini kapatarak savunmaya geçiyor ve siz gayet sabırlı biri olarak yaşamınıza devam ediyorsunuz. Bilimsel izahatini araştırmadım ama yani ne biliyim başka bir açıklaması yok şu anki ruh halimin !!! Ağlıyorum ağlıyorum sonra sabah olunca anlatırım diyerek uykuya dalıyorum. Kime neyi anlatıyorsun acaba ???

Ayrılıklardan sonra emin olduğum tek gerçek ise; aklıma takılan herşeyi danışabildiğim, sevdiğim her türlü konuyu konuşabileceğim insanların yokluğu beni başka bir insana dönüştürüyor ve hiç istemediğim biçimde olgunlaştırıyor. Şu anda herşeye rağmen büyüyorum, olgunlaşıyorum ve bunu kabul etmemek için resmen farklı bir yaşam sürüyorum...

Anneannemle ilgili aklımda kalacak en önemli şeylerden biri;  moda, siyaset, spor gibi ilgilendiğim konular üzeride konuşabiliyor, tartışıyor ve fikirlerini almaktan büyük keyif duyuyor olmamdı. Anlaşılmanın çok değerli bir his olduğunu ise birkez bile ''beni anlıyorsun dimi anneanne diye soru sormadığımda farkettim. Oysa ki O hep beni 'mutlu musun kızım' diyerek içten cevaplarımı alana kadar sorarak büyüttü.. Belki de bu yüzden aramızda ilginç bir bağ oluştu. Bebekliğimden beri düşkünlüğümden asla birşey kaybetmediğim Meloş'umun her zaman yanımda olduğunu hissettirmesini diliyorum, her an sırf bu nedenle...

Yazacaklarım sabaha kadar sürse bitmez...

Arayan soran yanımızda olan ve taziyeleriyle yalniz birakmayan tüm dostlarimiza sağlıklı ömürler ve acılarina da sabırlar diliyorum... Son cümleyi ise herzaman kendi ağzından dinlediğimiz ve çok güzel bir anlamı olan sözle bitiriyourm.. Hayırlı bir yaşam sonunda huzur içinde, pamuğum gibi uykumuzda ölüm nasip etsin rabbim bizlere de inşallah 🙏🏻🙏🏻🙏🏻


Dünya bir gemi, akıl yelkeni, fikir dümeni, kullan kendini, göreyim seni...

22 Nisan 2016 Cuma

Bişey deniciiim :)

"Dostun üzüntüsüne acı duyabilirsin. Bu kolaydır; ama dostun başarısına sempati duyabilmek, sağlam bir karakter gerektirir" demiş Oscar Wild amca...

Bırakın acıları, dost gibi görüneni;
O bütüüüün goygoy zamanlarda ortalarda gözüken, sıkıntılı vakitte de sanki yer yarılıp içine girmiş kişiler, gözünüzün içine bakıp yanınızda iyi gibi görünen, arkanızdan ise nasılsa duymaz düşüncesiyle herkesi birbirine düşüren, okadar kalabalik cevreye ragmen sadece gözünüze takılan o" basiretsiz tipler var ya hani...
Son 1 senedir çoğunu sildim hayat listemden, gün gün.. Eskilerde kalanlara da zaten rahmet dilerim bu saatten sonra. Laaakiiiiin, bazılarını da bilerek tutuyorm ki diğerleriyle dedikoduları kolay olsun, benim de kulağıma hemencecik gelebilsin..! 
Şimdi gülerek sesleniyorum ama vaktiniz dolduğunda bişeye ihtiyacınız yoksa bile bana gelin emi, artık ben de sizin üstünüzde bişey deniciiiim 😀😀😀

Çünkü bazı şeyler parayla değil sırayladır şekerim "ölüm, sıkıntı, iftira / tebrik, destek, gurur duymak" gibi mesela, bugün herşey banaysa yarın da sana...

4 Nisan 2016 Pazartesi

Bahar havası


Temiz hava, bol gıda, renkli ortamlar neşeli insanlar gibi ihtiyaca yönelik söylemler daha sık dile gelmeye başladıysa malumunuz bahar ayları gelmiştir :) Açık alanlarda geçirilen saatler uzayacak ve umarım insanlık bir derin of çekerek az biraz rahatlayacak demektir.. .

Kış mevsiminden ziyade günümüz dünyasında artık aylar, günler hatta saatler daha zor ve içinde yaşarken farketmediğimiz veya alıştırıldığımız saçmalıklarla geçmeye başladı. Bi'tabi biz küçükken de böyle serzenişler vardı lakin bu denli karmaşık ve yorucu değildi hayat diye düşünüyorum. Hırslar, ruhsal sıkıntılar veya kötü insanlar bu kadar çok ve aşikar değildi, işte bundan adım kadar eminim ! Tüm bu hayat yorgunluklarına rağmen sağlıklı ve insani duygularınızla kalmak ise çok zor hele Türkiye'de neredeyse imkansız. Yaradan çok daha başka kötü gün ve insanlardan korusun diye dua etmekten başka birşey yapamıyorum sizler için. Ama kendimiz için neler yapabiliz diye düşünür ve yüzlerce alternatifle farkındalık sağlayabiliriz. Herkes kendi bencilliklerini düzeltse ve başkaları için saygı ve sevgi sınırları içinde yaşamayı öğrense herşey mükemmele yakın ve Dünya yaşanılacak bir hal alır mesela :)
Neyse ki, ben biraz fazla sıkılsam veya fazla üzgün olsam kendimi açık alanlara atıveriyorum. Mesela sinirliysem son nefesime kadar koşuyor, fazla enerjik hissediyorsam dans ediyor, mutluysam sevdiklerimle harika yer/mekanlarda güzel yemekler yiyorum :) Sınırlarımı ve akıl sağlığımı böyle koruyorum resmen.. Diğer türlüsünü düşünmek dahi istemiyorum çünkü bu hayat şartlarında..!

Neler yapabileceğim veya erişeceğim konusunda ise gücümün kimlere hakettiği karşılığı vereceğini çok iyi biliyorum ve karşımdaki adına korkarak geri çekiliyorum...
Trafikte araba kullanırken bile çevreme, iş hayatının politik insanlarına, her türlü yalan ve emek hırsızlarına karşı alacağım aksiyonlar yine gün sonunda benim akıl ve ruh sağlığımı düzenlememe yardımcı olmalı ve insanlıktan çıkmamak için ekstra çaba harcatmamalı diye düşünüyorum :) Bakınız internette dolaşırken çok güzel resimlerle desteklenmiş yazılar ve öneriler buldukça paylaşıyor ve şimdi 10 maddelik basit önerileri kendi renklerimle sunuyorum sizlere. İnanın işe yarıyor çünkü ben zaten tavsiyelerimi uygulayıp güzel sonuçlar aldığım tecrübelerimden paylaşıyorum herkese...
Hem bunlar kişiden kişiye de değişmiyor merak etmeyin ;)
Maddi-manevi kendi çevreniz ve çerçevenizde uygulayabilmeniz dileğiyle mutlu haftalar...



1. Harika bir pazar kahvaltısı için mekanların açık bölümünde masa kapmaca oynamak yerine, doğanın tadını çıkarabileceğiniz bir yerde piknik yapın.
2. Cumartesi günü gezmek için dışarı çıkıp trafikte kamp kurmak yerine, elinizde haritayla hiç bilmediğiniz bir şehrin sokaklarını arşınlayın.
3. Bahar tonlarında boyadığınız yeni saçlarınızla selfie çekmek yerine, baharın her rengini taşıyan manzaraların fotoğrafını çekin.
4. Spor salonlarında pedal çevirmek yerine, sokaklarda veya başka şehirlerinden birinde bisiklete binin!
5. Bu güzel havada eve kapanıp film izleyeceğinize, kamp yapmaya gidip gün doğumunu izleyin.

6. Bilgisayar başında kedi videoları paylaşmak yerine; çıkın, hayvanat bahçesinde bir gün geçirin.
7. Balkonunuzda müzik keyfi yapmakla yetinmeyip, yıldızların ve havai fişeklerin altında konser dinlemek için festivallere katılın.
8. Evinize baharı getirmek için çiçek almakla yetinmeyin, kendinize mis gibi kokan tarlalarda bir gün ısmarlayın!
9. Rutin hafta sonu programlarınıza aynen devam edeceğinize; karnavallar için yollara düşerek baharın hakkını verin!
10. "Şöyle deniz kenarında bir saat kitap okumaya vakit ayıramıyorum" diye şikayet edeceğinize, bir hafta sonunuzu ufak bir kafa dinleme tatili yapmaya ayırın...
 https://onedio.com/haber/baharin-hakkini-vermek-icin-iskalamamaniz-gereken-11-sey-691489


18 Mart 2016 Cuma

Hayat, deney gibi...

Ya aslında biriken ve farklı birçok başlık var ama bu konuyu yazmazsam çatlarım ! 

Benim bir huyum vardır, ki pek severim bu yönümü :) Mesela yeni birşey keşfedersem, kitap okur veya film izlerken içinde geçen herhangi bir kelime, kişi, mekan veya ülkeye takılırsam, daha film bitmeden onu araştırmaya başlarım. Sonra zihnimde bambaşka bir dünyaya açılır birkaç saat oralarda oyalanır, geri dönünce de kaldığım yerden okumaya izlemeye veya her ne yapıyorsam işte kaldığım yerden devam ederim. Ederim ama eski Burcik olarak değil, kafası dolmuş biri olarak bittabi... 
Kaç yüz tane blog yazım (içimi dökme günüm) oldu şurda bilemiyorum lakin hemen hemen hepsi bu şekilde takıldığım konulara yaptığım araştırmalar veya kafa yormalarım sonucunda, günü gününe yazılan yazılardı muhtemelen. Büyük çoğunluğu psikoloji üzerine yapılan araştırmalardı kesin. Ayrıca kimin psikolojisi olduğunun bir önemi de yok, ilgimi çekmesi kafi biraz araştırma yapmam için. Zaten artık hepimiz en ufak detayı bile merak edip (genelde kişiler hakkında) bir dedektif edasıyla sosyal medyadan ne araştırmalar ne araştırmalar yapmıyor muyuz kendi çapımızda :) Sizi gidi küçük stalkerlar sizi... Ben en azından okuyup yeni birşeyler öğrenmek için yapıyorum o araştırmaları... Kim kiminle nerde gibi sorulara yanıt bulmak için değil vallaaaa ;)
Neyse fazla uzatmadan bugün izlediğim bir film üzerinden yola çıkıp biraz gezineceğim, hadi şimdiden gazamız mübarek ola :)

Efendim, 1984'te hayatını kaybeden Yale Üniversitesinin ünlü Psikoloji Hocası, Stanley Milgram'ın hikayesinin anlatıldığı 'Experimenter' filminin baş kahramanı olan Milgram, insanların otoriteye boyun eğmelerini araştıran Milgram Deneyinin ve dünya üzerindeki her hangi iki insanın birbirine en fazla altı insan kadar uzak olduğunu anlatan Six Degrees of Separation yasasının sahibiymiş, yeni tanıştım bende kendisiyle ve kişinin davranışlarını belirleyen, karakteri değil; içinde bulunduğu durumdur." diyerek sosyal psikolojinin önde gelen isimleri arasında yer alan rahmetli bir büyüğümüzmüş, çok da doğru söylemiş insanoğlunun geneline bakılırsa...

Ben tabi akşam vakti köşesinde gayet sakin bir film izleyicisiyken, filmin ilk 30 dksında ''itaat'' sorunum olduğunu bildiğimden başladım araştırma yapmaya :) Önce kendimi ele aldım her zamanki gibi sonra da  -vay efendim nasıl karşı çıkmazlarla başladığım sorgulamalar silsilesi sonucunda, aslında bendekinin bir sorun olmadığını fakat sürü psikolojisine giren birçok insanın ne gibi saçmalıklar yapıp güzelim yaşamamızı yani dünyamızı berbat ettiğine takılmış olarak filme devam ettim :) Girdi bi kere o düşünce beynime öldürsen çıkmaz..! 
Şimdi diyeceksiniz ki, sen film izlerken bile aklında niye 40 değişik tilki geziyor 40ının da kuyrukları birbirine değmiyor arkadaş, manyak mısın? 
Yani manyak değilim ama ortalama bi insan da değilim şimdi yani kusuruma bakmayın! Bazen herşeye gülüp geçerken bazen fazla takılıyor demek insan birşeylere..Bu aralar çok sorgulama dönemine girdim gündemle birlikte çünkü..Herkes birşey anlatıyor ama benim ilgimi sadece ''ezildim, aldatıldım, kandırıldım, mecburdum, emindim, yanıldım'' kelimeleri ile savunmaları çekiyor dikkatimi ve hemen -niye, mecbur muydun ki ? sorusunu soruyorum karşımdakine. Demek birşeylere inanmıyor veya tatmin olmuyorum ki sorgulamaktan da alıkoyamıyorum kendimi. Tabi şimdi bu kadar psikopata bağlamış gibi uzun uzun düşündüğüme ve yazacağıma bakmayın, Allah'tan düşünüp-sorup-araştırıp cevapları buluyorum..Komik olan birşey varsa o da kesin yeni birşey öğrenince veya dikkatimi çektiği andaki kısım yani benim beynimdeki zilin çalma hızı ile bu konunun bilim dünyasında ve psikoloji eğitimi alanlar tarafından zaten biliniyor olması arasındaki uçurumdan duyduğum keyif :) Yani siz aynı anda kaç şeyi düşünüyorsunuz, ilgi duyuyorsunuz bilemiyorum tabi ama ben yine kendimle kafa bulurken eğleniyorum, ciddi konuları hiç bahsetmiyorum bile :)
Sadece, tecrübe ettiğim herşeyi genele yaymayı ve kritik yapmayı seviyorum diyelim , mesela şuan içinde bulunduğumuz kaos ortamı, gerginlikler, çoktan başlayan psikolojik savaşlar, hatta ve hatta günlük yaşamdaki kavgalar, iş hayatındaki temel prensipler, toplum düzeni, evlilik hayatı gibi temel başlıklar bile birbirine bağlı olarak çözülüp gidiyor aklımdan...
Filmde gördüğüm sahneye istinaden de, yanlış ve haksız bulduğum herhangi bir konuya karşı içimde beliren tepki verme isteği meğerse hemen hemen herkeste oluşuyor fakat baskıyla birlikte devam etme ve umursamamaya kadar gidebiliyormuş dedim  ve şaşırdım niyeyse kendi kendime. İş veya özel ilişkilerinde kaç kere karşılaştın bu tip insanlarla niye şaşırıyosun derseniz de cevabım şöyle olacak: Çünkü bende belirgin olarak ' yok kardeşim emirlerine itaat etmeye devam etmiyorum veya edeceksem bile buna kim karar veriyor, hoop n'oluyor, neye ve kime göre' gibi sorularla atarlanma, diretenin üslubuna göre tartışma ve genel olarak tatmin olmadığım bir cevap alıyorsam  asi tavırlar ile vazgeçme şeklinde cereyan ettiği üzere ilgi alanıma çabuk girdi bu konu :) 
Konumuza tekrar geri dönecek ve empati yapacak olursak, siz bu örneği sadece kendi üzerinizden ve en otorite gördüğünüz kişiler tarafından verilen emirleri baz alarak bir daha düşünün... Ben de biraz daha açıklama yaparak ilerliyim ve siz olsaydınız ne yapardınız diye filmi izlettirmeden direk sorabileyim hatta biraz daha sosyal mesajlarımla besliyim ki beyniniz tamamen yansın kül olsun :))) Psikoloji okuyan eşim-dostum-akraba takipçilerim de, ya tebrik etsin ya da direk küfretsin şu yazımdan sonra bana :)))

Milgram deneyi, insanların otorite sahibi bir kişi veya kurumun isteklerine, kendi vicdani değerleriyle çelişmesine rağmen itaat etmeye ne ölçüde istekli olduklarını ölçme amacını güden deneyler dizisinin genel adıdır. 

Milgram ulaştığı sonuçları 1974 tarihli makalesi "İtaatin Tehlikeleri"nde (The Perils of Obedience) özetlemiş...
İtaatin hukuksal ve felsefesel açılardan devasa önemi bulunmaktadır, ancak bunlar çoğu insanın somut durumlarda nasıl davrandığı konusunda fazla bilgi vermez. Yale Üniversitesinde sıradan bir insanın sadece bir deney bilimcisinden aldığı emirle başka bir insana ne kadar acı çektireceğini ölçmek için basit bir deney düzenledim. Katılan deneklerin güçlü vicdani duyguları ile saf otoriteyi çeliştirdim, ve kurbanların acı dolu çığlıklarının eşliğinde genellikle otorite kazandı. Yetişkin insanların, bir erk(otorite) makamının komutası doğrultusunda her şeyi göze almakta gösterdikleri aşırı isteklilik, çalışmamızın acilen açıklama gerektiren en önemli bulgusudur.
Sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yoketme işleminin bir parçası olabilmekteler. Ek olarak, yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü demiş...
Gerçek deneylerden kesitler sunan filmde de insanlara bir deneyin içinde oldukları söylense bile kişiler sözlü veya topluma uymak için aldıkları emirler ile karşı tarafın canını acıttıklarını, yanlış cevabı seçtiklerini bile bile devam ediyorlardı. Kendi hür iradelerini kullanmak için ısrarcı olmayı bırakın, karşı taraftan gelmeyen bir etkiye bile bile tepki gösteriyorlardı. Sadist veya mağdur deneklerden de söz etmiyoruz bu arada...
Hadi diyelim ki ben asla ve kat'a kimseye zarar vermeyi düşünmeyen bir bireydim bugüne dek, fakat gözümün önünde aileme, sevdiklerime veya kasti olarak bana zarar veren birine yapabileceklerimi ben bile tahmin edemem şuan herhalde ! Bu arada öyle bir dünya da yok yani kimin damarına basarsanız basın karşılığını mutlaka günün birinde alırsınız ;) Eğer henüz almadıysanız da alacaksınız hiç sevinmeyin , yaptığım ettiğimin acısını çoktan çektim ben,  merak etme şekerim diyorsanız da, bu mesaj kaygılı satırları ciddiye almayınız :)))))
Gözümü kırpmadan merakla izlediğim sahnelerde, karşındaki kişiye elektirk şoku uyguladığını zanneden deneklere verilen komutlar sadece -Lütfen devam edin, deney için devam etmeniz gerekiyor, devam etmeniz kesinlikle çok önemli, başka seçeneğiniz yok, devam etmek "zorundasınız şeklindeydi ve malesef herkes sonuna kadar yani en yüksek voltajı verene kadar devam etti. Bir nevi karşısındakini öldürdü ve vicdan-inanç-benlik gibi kavramları sadece bu 4 basit komutla yok edebildi. Hem de ortada ne toplum düzenini bozma, ne etkiye tepki durumu ne de kasıtlı bir zarar görme durumu yokken.. Ben tabi şok :)
Milgram Deneyine başlarken de Psikolog Stanley abimiz 14 psikoloji yüksek lisans öğrencisiyle sonuçların ne olacağına yönelik bir anket yapmış ve kimse bu kadar ileri gidileceğini tahmin dahi edememiş, %1 ihtimalde bulunan sonuçlar %65 çıkmış. Sonraki senelerde tekrarlanmış, Avrupa'da tekrarlanmış hatta kadın erkek diye bakılmış sonuçlarda hiç azalma olmamış...Ülkelere veya eğitime göre değişkenlik gösterebilir mutlaka diye merak edecek olursak da Türkiye'deki insanlarda bu sonuç ne çıkardı düşünmek, dile getirmek  bile istemiyorum :( ay gülsem mi ağlasam mı bilemedim :)
Neyse kafamız yeteri kadar yandıysa ve bu kadar spoiler'dan sonra filmi izleyin veya konuyu aşağıdaki linkten detaylıca okuyun derim. Çok önceden bu konulara vakıf olanlar hemen -bu ne diyor yaaaa, nerden çıktı bu araştırmacı kendi çapında gazeteci tavırlar demesinler insanlık için faydalı bişeyler yapsın, yazılar yazsın veya beni şu kafayı yediğimiz, tehlikeden paranoyak olduğumuz, gidişata anlam veremediğim günlerde aydınlatıp sevaba girsinler :) Konu bazılarınızı tamamiyle sarmamış da olabilir, onlar da açıp tv'deki show programlarını izlesin, gazetelerde renkli magazin sayfalarına falan özensin az bilgi çok mutluluk formülüyle yaşayıp gitsinler..
Ben de şuan eğitimimi niye psikoloji üzerinden tamamlayamadım (yükseklisans-doktora) diye ahlanıp vahlanırken bir yandan da tüm dünyayı bir kenara koyup, başta kendi ülkemdeki insanların her geçen gün artarak nasıl saçmaladığını, verdikleri kararlar ile inançlarının nasıl çatıştığını, insanların tek yönlü, sınırlı veya bencilce düşünmelerine dayanamadığım zamanlarda ve geleceğim hakkındaki endişelerim adına sesli çıldırışlarımın aslında ne denli haklı olduğunu anlayan, sessiz ve derinden gitme hususunda aydınlanmış bir insan olarak hayatıma devam ediyim :) He bide, aklı sıra itaat ederken insanca yaşamı kaçıran herkese keyifli ve farkındalıklarla dolu bir hayat diliyim...
https://tr.wikipedia.org/wiki/Milgram_deneyi