8 Haziran 2018 Cuma

Little Princess

Yazılışının üzerinden tam 73 yıl geçmesine rağmen bu denli sevilmesinin nedeni elbette asla ölmeyecek sözler içermesi. İşte kitapta geçen ve can alıcı sözlerden bir kısmı...
* Eğer büyüklere, ” Güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı, pencerelerinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var ‘ derseniz, nasıl bir evden söz etmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar.Ne zaman ki onlara, ‘ Yüz milyonluk bir ev gördüm.’ dersiniz, işte o zaman size, ‘Oo, ne kadar güzel bir evmiş !” derler gözlerini koca koca açıp.
* Büyükler sayılara bayılırlar.Yeni bir arkadaş edindiniz diyelim.Onun hakkında hiçbir zaman asıl sormaları gerekenleri sormazlar.”Sesi nasıl ? ” demezler örneğin ya da ” Hangi oyunları sever ? Kelebek koleksiyonu var mı ? ” diye sormazlar.Onun yerine, ” Kaç yaşında? ” derler. ” Kaç kardeşi var ? Kaç kilo ? Babası kaç para kazanıyor? ” Ancak bu sayılarla tanıyabileceklerini sanırlar arkadaşınızı.
* Okyanusun ortasında salıyla kalakalmış bir denizciden bile çok daha yalnızdım.
* İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir.Gerçeğin mayası gözle görülmez.
*  Herkesin bir yıldızı var.Hepsi birbirine benziyor gibi görünüyor ama gerçekte öyle değil.Herkesin yıldızı farklı farklı, hiçbiri diğerine benzemiyor.Yolcular için pusula, kimileri için küçük bir ışık, bilginler için çözülmesi gereken bilmecedir yıldızlar, iş adamına göre ise altından başka bir şey değil.Ne var ki bütün yıldızlar suskundur.Ama sen onları herkesten ayrı gözle göreceksin.
* İnsanları kolayca tanıyamazsın.Onların tanımaya ayıracak zamanları yoktur.Yediklerini, içtiklerini bile dükkanlardan hazır olarak alıyorlar.Ama dost satan dükkanları olmadığı için dostları da yoktur.
* Ama sen herhangi bir anda çıkıp gelirsen yüreğim saat kaçta senin için çarpacağını bilemez.
* İnsanların arasında da pekala yalnız hissedebilirsin kendini.
* Bütün koca adamlar bir zamanlar çocuktular. ( Gerçi aralarında bunu hatırlayanlara az rastlanır ya…)
* Kelebeklerle tanışmak istiyorsam bir iki tırtıla katlanmayı öğrenmek zorundayım.
* Kendini yargılamak başkalarını  yargılamaktan daha güçtür.Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.
* Senin gülünün önemli olmasını sağlayan şey ona ayırdığın vakittir.
* Ve artık üzüntünü unuttuğunda beni tanımış olmak kıvançlandıracak seni.Hep dostum olarak kalacaksın.Benimle birlikte gülmek isteyeceksin.Kimi kez öylesine, zevk için pencereni açacaksın.Dostların senin yıldızlara bakarak güldüğünü görünce şaşıracaklar.O zaman onlara ; ” Evet.” diyeceksin,
” Hep güldürür yıldızlar beni ! ” Deli olduğunu sanacaklar.Böylece kötü bir oyun oynamış olacağım sana.

1 Haziran 2018 Cuma

Yok Geri Dönmek !

Bir sıra diziler beyninin ebesini beller Gençliğin beynini yerler Gözdeki ferler, söndü neferler, gördü fenerler Yandı karanlık ortamlar aydınlansın, karşıki dağlar Geçmiş çağları senfonim aydınlatsın Marş hadi ağalar, kan dolu bağlar, bas yere sağlam Sitem yapma lan, yakında başlarsa kitap yakmalar şaşırmam Bırak ağlatmayı da ol didaktik, o kolpa taktikle gelme düşman İki katı anlatır iki zamanlı rap Yere kanı damlatan ise savaşlar hep Beni bana anlatan hep rapimdi Tek kelimesi kelimesine de benimdi rap Metaneti kaybolmasın insanın Ay dolmadı, kaybolmadık henüz Hadi bana yetiş ama faytonlasın, alkış basın çekemedi gerçekleri kol kasın Acımasız ile yürüyenin yolunu bir keselim bir derinine inelim Bir gerilimi verelim o dereleri görelim Ödevinizi bilip edebinizi takınıp hedefinize bir gidin Marş Marş Hadi bide bunu denesene neredeyiz acaba ha bana bunu bir desene Birileri konuşuyor bıdı bıdı konuşuyor sadece konuşuyor Konuşuyorlar ama hep ortam kokuşuyor Fanla fancık arasındaki fark yumruk ile pandik arasındaki gibi ve Sahte ile dandik arasında kimi bunu iyice bir bilin Bunu iyice bir bilin Bunu iyice bir bilin İyice bir bilin, iyice bir bilin Eni konu bunu konuşalım hadi gelin Deli dolu kafalara göre konu derin Birileri buna bir çare bulur ise hikaye Komedi ve kinaye hep içeri beyim Bunu kana kana için Kelimeleri demedim ama heceleri sayın Her yere mayın döşediler ama gene yürüyorum adım adım Gene ite bite karışanın marizine kayın Hadi yaralarına takılı vanaları açın Aralarına karışıp paralarına bir bakın Nakitine haramı katanı para satın alır Adamın adını bile yazamadı kafa kalın Hadi balım hadi ikile mikile Bu da kalem o da kalem Beni deli eden ise medeniyet Elini bir veremedi bize niye Kimi krallık bir ötekisi de bir belediye Kapı kapalı mı gene bulamadık Gene karavana gene vuramadın Amerika gibi hedef ara tara Kara görünüyor gibi Fakat arada sırada suları yükseliyor Kara kara sebebini bilene bir soralım Olalım aydın Gerisin geri giden bunalır artık Briefinglere kulak tıkarım ancak Ama her zaman ister hep bir arsız Hepsi arsız Hepsi arsız Bak hepsi arsız Bak hepsi arsız Batıdaki adamın Ortadoğu’da gözü Gözünü açamayan insanoğlu olur Gözünü açamadan Ortadoğu’da ölür Sözünü bilemeyen verdi dosta zulüm En ufak bir faydanız yok bizim buralara Varsa yoksa hep pop Yaban arıları kazdı kuyuyu en çok Karalamalara başlamışlar en son Zora dayanamıyorsunuz ama dönüş yok Geri kalıyorsunuz buraya erişim çok Kuralına göre oynasana be camper Alayına döşemedeyim alıcı sensor Köşe bucak aramadayım bir dolu sansür Ben yürüyorum çek arabanı ve sen sür Kalemim elime yapışır hadi git öksür Var ise yüreğin hadi gel ateşi söndür Sen bırak hadi mikrofonu Hedef oluyorsun Nefes alamıyorsunuz Bir de telef oluyorsun Benim yanıma gelin, burası panik odası Bir bakıyorum sizin ora motherfucker ovası Kafası kalın adamın hasına lafımı geçirenim Arada sırada gelin deli gibi tepinelim Arada paravan açın hadi bakalım ne görünüyor Rap tekti bak şimdi kaça bölünüyor Her ittifak dertli, geriye dönüyor Hep handicap, pisti çamura buluyor Rap antika ve pinti rap yapamıyor Bendeki defansa kimse dayanamıyor Harekete geçin hadi harekete Hadi bir kalkın harekete geçin hadi harekete Garibi kaldır arifede Bayramını kutladım, elimi bile öptü benim o kanepede Garip ama gerçek bana iki mercek Biri sağ biri sol gözüm, açı vermek, geniş açı vermek Eğer kaçıveriyorsa yok geri dönmek Yok yok yok geri dönmek Yok yok yok geri dönmek Yok geri dönmek

https://www.youtube.com/watch?v=PoeOg1CCYuM

30 Mayıs 2018 Çarşamba

Romanya

Efendim bilen bilir, haftasonu full gezip tozan pazartesi masasına tıpış tıpış geri dönenlerdenim ben de :)

geçtiğimiz haftasonu da aynı şeyi yaptım ve hazır vizem varken atladım Romanya'ya gittim. Arabaya atlayıp AVM'ye gittim der gibi oldu lakin İstanbul içinde daha fazla vakit kaybı olması nedeniyle yakın şehirlere-ülkelere gitmek en büyük favorilerim arasında :) Nasılsa haftaiçi sakin ve düzenli hayatım var, geri kalan 2 gün uyumasam da olur, uçsam da olur, trafikte olsam da olur diyerekten bu sefer otobüs turu ile Romanya'ya gitmeye karar verdim. Ne akla hizmet karayolunu denedim bilmiyorum fakat sınırı geçince pat diye orda olacağımı düşünmüşüm herhalde !  Neyse akılsız başın cezasını yollarda oflaya poflaya uyuklaya molalarda koşa koşa geçiren bir yolcu olarak çektim diyebilirim. Ne hikmetse turun %80'i öğretmen ve kadın olmasına rağmen beklediğim sinerji asla yakalanmadı. Oysa ki diğer turlarda tanışıp hala görüştüğüm insanlar var hali hazırda akraba gibi olduğumuz tanıdıklarımızı hep tatillerde tanıdım ben (yol-tatil en iyi insan tanıma aracıdır) 
bu sefer tutmadı, yanımdaki arkadaşımın sürekli sus-yapma-etme-aman bulaşma-boşver demesiyle geçti yolculuk :) aşırı bencil insanlar buluşmasıydı diye özetlerim bu topluluğu bana sorsalar ! neyse bu husustaki üzüntü ve sinirimi bir kenara bırakıyor gezdiğim yerlerle ilgili birkaç not paylaşmak istiyorum. takipçilerim var resimlere bakıp fikirlerimi okuyup o ülkelere gitmek için karar veren. Çoğu arkadaşım fakat eğer tanımadığım kişiler de takip ediyor ve merakta oldukları hususlar var ise bana mesaj&mail olarak ulaşsınlar tüm ayrıntıları parasına kadar yazarım burdan :)) değmez gitme, şunu ye bunu yeme demem. Karışma huyum yoktur fakat alternatif sunmak için her iki yönü de denemeniz gerekir hayatta ve bence bu herşey için geçerlidir. Tecrübe ettiğimiz her konunun bir de diğer yüzü bazen yüzleri olacağı gibi yaşayana göre de değişkenlik gösterir. Bu nedenle bende  yalnızca fikir beyan eder, şunu yaparsan böyle oluyor, bunu denersen böyle sonuçlar alabiliyormuşsun gibi maddeler ile yaklaşıyorum yorum yaparken. 
Mesela ben tatile gitmeden önce yakın bir tanıdığım 'hiçbir şey yok, neden gidiyorsun sorsaydın ben anlatırdım sana dedi :) beklentimi sıfırlayıp çıktım yola ama dediğim gibi çok beğendiğim yerler oldu kendi gözümden çektiğim fotolara bakıyorum da, ne güzel noktalara ayak basmışız ülkede. İyi ki gittim gördüm diye ekledim listeme yepyeni bir ülkeyi daha. 2 günlük bir tura katılma fikrinde beni cezbeden tek şey hızlandırılmış ve çok yer görme özelliğine sahip olmasıdır. Ayrıca ben bütün ekstra turları satın alıyor ve daha fazla bölgeyi gezerek, serbest zamanları müze, tiyatro, konser gibi etkinliklerle doldurduğum için ülke kültürüne ve günlük yaşantısına dair daha fazla bilgiyle dönmüş oluyorsam, tüm yolculara da bunu tavsiye ediyorum. her gittiğim yere belki bir daha gelemem gözüyle bakıyorum. Gerçi 2.ye gittiğim hatta defalarca gitmek isteyeceğim ülkeler de yok değil. Yunanistan'a defalarca gittim mesela, Dubai ve Bulgaristan 2 kez, Amerika her sene olmak üzere listede yer aldı. Bu sefer Romanya turunda gittiğim yerler ise  Transilvanya Bölgesinde (Drakula Şatosu,Peleş Sarayı), Bükreş, Bran,Sınai,Braşov ve son olarak Bulgaristan'da Veliko Tarnovo olarak sonlandı. Daha fazla resim için insagram adresimi ziyaret ediniz:)



Yani son olarak kısa ve öz yorum yapmam gerekirse;Beklediğimden çok daha güzel çıkan ve yolculuğum sırasında buharlaşıp uçmak istediğim tek tur olma özelliğine sahip bir ülke olarak anılardaki yeri almayı başardı ! bakın en çok takip ettiğim sitede bile ne kadar güzel olduğuna dair esprili anlatımları ile yer vermişler. linki şuraya bırakıyorum siz detaylar için bakınız ve hoşçakalınız...


https://onedio.com/haber/romanya-ya-asla-ama-asla-seyahat-etmemeniz-icin-37-gecerli-sebep-705360

10 Mayıs 2018 Perşembe

Barcelona




Hola İspanyola !
Selamımdan da anlaşılacağı üzere gittim Barselona'yı karıştırdım, geldim :) 4 tam gün neredeyse birçok yeri gördüm, yedim-içtim ve binlerce resim ile geri döndüm. Tavsiye eder miyim, tabii ki ederim...
La Sagrada Familia Kilisesi, Endülüs Arenası, Cristof Colomb Heykeli ,Montjuic Tepesi,Kraliyet Sarayı, Olimpic Liman, İspanya ve Catalunya Meydanı, La Ramblas Caddesi ekstra turları satın alırsanız da Gerona & Figueras (Dali Müzesi) Flamenco Gecesi Guell Park & Poble Espanyol & Gotik Mahalle en başta görülmesi gereken yerlerin başında geliyor ki ben büyük bir keyifle hepsine katıldım. Beklentimin üstünde çıkan yerler de olmadı değil hani, flamenko dansları ile büyülendim,İspanya'nın ünlü ressamı Salvador Dali'yi bu sefer memleketi olan Figueres'te bir zamanlar evi olan Salvador Dali Müzesi'ni gezerek tanıdım ki Dali müzesinden de hem gözümü hem ruhumu doyurup döndüm. Yurtiçi-yurtdışı farketmeksizin mutlaka tarihi-kültürel yerleri görür, 2 müzeye gittiysem de kendimi çok şanslı ve doyurmuş hissederim. Eve döndükten sonra araştırma yapmak için pek çok konum birikmiş olur ve genel kültür haznemi biraz daha genişletmiş olurum.
Gitmeden önce pek araştırma yapmadığım üzere turları tercih eder, erken kalkar dayanabildiğim en geç saatlerde de otele geri dönenlerdenim ben.Mümkün olduğu kadar çok yer görmek ve aktivite içinde olmak en büyük amacım gezilerimde. maddi durumuma göre alışveriş yapmış ve hediyelik dükkanlarını da ezberlemişsem değmeyin keyfime. O kadar uzun süre boş/serbest zamanım olmadığı için bu turu tahminimden daha ekonomik süreçlerde tamamladım. 

Ekstra turları satın aldığım için güzel parklar, renkli mekanlar ve tarihi sokaklarda dolaşma fırsatım, erken gelen Barselona takımının la ligadaki şampiyonluğunu stadları olan Camp Nou'da kutlama şansım da ekmeğin üstüne kaymağı oldu resmen.

Havası bize göre daha nemli olması sebebiyle epey sıcaktı ve kısa kollu yazlık tshirt-body geçişi yapmış oldum. Malum İstanbul sürekli iklim değişikliğiyle meşgulken hastalanmamak için nasıl giyindiğimizi 
şaşırdık.
Sonuç olarak yediğim-içtiğim benim olsun ben size gezdiğim gördüğüm yerleri başkalarının gözlemleri ve kendi resimlerim/fikirlerim ile sunmaya çalıştım. Şimdi biraz da genel kültürümüzü tamamlamak için açıklamalara göz atalım :)
Katalonya günümüzde büyük ölçüde eski Katalan Prensliği’nin sahip olduğu topraklardan oluşmaktadır. Kuzey sınırlarında Fransa ve Andorra, doğusunda Akdeniz, batı ve güney sınırlarında İspanyol özerk bölgeleri bulunmaktadır. 
Resmi diller Katalanca, İspanyolca ve Oksitanca’nın Aranca lehçesidir.Aranca, Aran Vadisi'nde yaklaşık 7 bin kişi tarafından konuşulur ve Oksitanca'nın bir lehçesidir. 2014 tahminlerine göre Katalonya toplam nüfusu 7.512.982'dir. Bölge nüfusu, İspanya nüfusunun %16,1'ini oluşturur. Son yapılan referandum sonucunda Avrupa'nın en özerk bölgesi unvanını almıştır. 2014 tahminlerine göre Katalonya toplam nüfusu 7.512.982'dir. Bölge nüfusu, İspanya nüfusunun %16,1'ini oluşturur. Bugün Katalonya’nın başlıca şehirleri Barselona (1.642.783), Tarragona (132,000), Girona (82.000) diye devam etmektedir...
Ölümüne Bir Emek
Barselona gezisi yapanların fark ettiği üzere bizim Mimar Sinan’ımız seviyesinde şehrin her yerinde bir Gaudi dokunuşu hakim. La Sagrada Familia’yı yapmaya 1883’te başlayan mimar, tüm bilgisini karmaşık sembollerle Meryem, İsa ve Kutsal Ruh’u simgeleyen bu kiliseye aktarma isteğinden 1908’de farklı projeleri bitirdi ve ölene kadarki hayatını, evini ve stüdyosunu taşıdığı La Sagrada Familia’da sürdürdü. Tramvay çarpması sonucu ölen Gaudi’nin esere uzaktan bakmak için geri geri yürürken kaza yaptığı iddia edilmekte.
“Geleceğin mimarları doğayı taklit edecekler”, GaudiLa Sagrada Familia’nın, iç yapısını ayakta tutan kolonlar dallanıp budaklanan ağaçlar şeklinde tasarlanmış. Yapının içine girildiğinde ormanda dolaşma hissi uyandırması amaçlanmış. Günümüzde pek çok mimar Gaudi’den ilham alıyor.İnşasının 100 senedir bitirilemediği La Sagrada Familia, 7 Kasım 2010’da Papa XVI. Benedict tarafından kutsanarak bir bölümü ibadete açılmış. Kilise aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunuyor.
İnşasında halen günde 600 kişinin çalıştığı kilisenin, 2026-2028 yılları arasındaki bir tarihte bitirileceği öngörülüyor. Zira yapının tüm giderleri halen yapılan bağışlarla karşılanıyor.

4 Nisan 2018 Çarşamba

Kim Bilir ?


Kim bilir ömrün kaçta kaçı kaldı geriye Nefes sayılı alıp verdiğin benim de senin de Hayırlı bir haber veren dostumsa hiç kalmamış Bir kuruş için hesaplaşmak isteyenler peşimde Her yanım dikenli tel ve mayınlarla çevrili Ben özgürlükten vazgeçtim savaşım hiç bitmedi ki Dikemediğiniz her bayrağın da benim terzisi Senin elinde değil ki dürten şeytanın ta kendisi Kim bilir belki varırsın sona bir tramvayla Ya da hayatın armağan ettiği bir travmayla Ya da son senin ayağına gelsin bekle saraylarda Sence bir ömür geçer mi dans etmekle halaylarla Hatalarımla varım hatta hatasızlıkla gurur duyacak kadar alçalmadım Sen anlamazsın asla Günahsız sen sus konuşma kes yeter şarlatan Senin elinde değil ki kader senden önce var yazan Var mısın yok musun az mısın çok musun Kar mısın yağmur mu yoksa bulut musun Kim bilir kimin çilesi çok acep Kim bilir kimin düzeni yok aman Aç mısın tok musun az mısın çok musun Yer misin der misin dertli gezer misin Kim bilir kimin ışığı çok acep Kim bilir ki kimin güneşi yok aman Kim bilir kimin derdi var kimin derdi yok Öğrenelim derken bildiklerimizi de unuttuk Doğarken yaşamla savaş dünya bizi boğarken Sevdiklerin arkasından ağlarız hep gömünce Sen öve dur kendini sen hep göğe doğru git Son düşen iyi düşer bir de ister cennet hurisi Hiç kimse istemez görünsün asıl gerçek sureti Hiç kimse günahsız değil ki eğer varsa övünsün Hadi şans hadi baht kim kral hani taht Hani kep herkes de birer kırmızı kart Hareket beklenir toplumca bereket Beklenen toprağa gideceğiz biz ergeç Yaşamak her canın hakkı insanca insanınYıllarca eğitsen de insanoğlu hırslanır Kırpmazsa yumduğu göze bir an gelir sallanır ki Düşmezse yere yaşama sıkıca bağlanır Var mısın yok musun az mısın çok musun Kar mısın yağmur mu yoksa bulut musun Kim bilir kimin çilesi çok acep Kim bilir kimin düzeni yok aman Aç mısın tok musun az mısın çok musun Yer misin der misin dertli gezer misin Kim bilir kimin ışığı çok acep Kim bilir ki kimin güneşi yok aman Vedalaşmak zordur davranışlar fevrî Kim bilir bir selam bile fetheder bu gönlü Benim gönül selam alır verir geçer ömrüm Hayallerimde kalan günler sanki hepsi dündü Karanlıklardı gündüz, hayallerimse dümdüz Ayaklarımda yoksa derman yürümek ne mümkün Ben atmosferden çıktım artık yoğun basınç aldım yeter Elim kolum bağlı sanma sakın, sanma üzgün Sanki her taraf dar, herkes koptu birbirinden Her taraf dar ve her paragrafta bir bomba patlar Hatta ve hatta düşmekteyiz zaten aşağı en aşağı Yenmeye devam edildikçe haklar Bekledikçe dağlar ekmedikçe bağlara dek Umutlar solar gider yarınlar kaybolur hemen Sanma bir resimdir hayat olduğu yerde durmaz Altımızdan akıp gider elle hiç tutulmaz Var mısın yok musun az mısın çok musun Kar mısın yağmur mu yoksa bulut musun Kim bilir kimin çilesi çok acep Kim bilir kimin düzeni yok aman Aç mısın tok musun az mısın çok musun Yer misin der misin dertli gezer misin Kim bilir kimin ışığı çok acep kim bilir ki kimin güneşi yok aman...


28 Mart 2018 Çarşamba

Kurumsal

Ne demek bu kurumsal, kurumsallaşma kavramı merak edenlere anlatmalıyım, sadece iş hayatında mı oluyor yoksa hayatın her alanına mı uygulanabilir bir bakalım bakalım efendim ;) neyin eksikliğini neyin yeterliliğini yaşıyoruz anlayalım, artık biliyorum ki asla fazlalık yok bu konuda. Tecrübenizle sabit olarak kime göre neye göre sorularıyla göreceli bir kavram bile olabilir çoğu kez. mesela iş hayatımdan örnek verecek olursam çalıştığım eğitim kurumlarından ziyade, kurumsal/ özel sektör alanlarında  ayrı bir kurumsallaşma ayrı bir kurum kültürü olduğu için kıyas yapma hakkına sahibim. Hele de mesleğim dolayısıyla yorum yapma hakkım bile var çok şükür :)
Neymiş bugünkü konumuzun açıklamaları hele gelin a dostlar da bir okuyalım, araştıralım, üzerinde düşünelim şu satırların...
Bir kurumun, bir kuruluşun veya bir işletmenin KİŞİLERE bağımlı olmadan faaliyetlerini sürdürebilmesi ve geliştirebilmesini sağlayan bir yapıya kavuşturulabilmesi işlemine denirmiş. Yani kişiler değişir fakat şirketler gelişir, büyür, işlevselliğini korumaya devam eder, etmelidir diyor. Bu nedenle de;
1- İş ve görev tanımları açık seçik yapılmalıdır,
2- İşletme içi kurallar ve yönergeler belirlenmelidir,
3- İşletmedeki (personel,mali işler, üretim, pazarlama v.b. gibi) birimlerin iş akışları tesbit edilmelidir,
4- Kurumun kendisine has temel ilkeleri ortaya konmalıdır,
5- Yetki ve sorumluluklar özenle tesbit edileli ve verilmelidir,
6- Yetki ve sorumluluklar, o yetkiyi veya sorumluluğu taşıyabilecek kişilere verilmelidir.
7- Nihai kararlar istişare ile alınmalıdır.
Doğru ve ileri taşıyan kurumsal davranış modelinin içinde neler olmalıdır diye düşünürken tam da duymak ve görmek istediklerimizi belirten bir yazı ile karşılaştım. Bakınız ne diyor :

  • Kendini gözleyen ve gözden geçiren yönetim şekilleri (kendini kayırmayan)
  • Doğru, paylaşılan ve anlaşılan, ebeveyn-çocuk değil de yetişkin-yetişkin iletişimi her türlü ilişkinin ve iş yapışın temeline oturtan bakış açıları
  • Yapılan işten önce o işi yapanın doğru insan olmasının önemini fark eden bir yönetsel zihniyet
  • Gidilen yolu ve yolun sonundaki hedefi gösteren, anlatan, paylaşan yöneticiler ve yönetimle aynı yöne bakabilen çalışanlar
  • Asıl işlevi hedeflere ulaşılmasını sağlamak olan araçları hedefin kendisiymiş gibi göstermek yerine, her zaman önce hedefi paylaşan ve sonra hedefe ulaştıracak araçları vurgulayan liderler
  • Doğru ve geliştiren hata ve problem giderme yaklaşımları
  • Eylem ve söylem tutarlılığı
  • Geçirgen liderler – bilgiyi ve gerçekleri yukarıdan aşağıya, aşağıdan da yukarıya gerektiği biçimde aktarabilme yetisini geliştirmiş liderler
  • Net bir gelecek resmi, o resmin nasıl çizeleceği ile ilgili bilgi paylaşımı ve resmi çizmeye yarayacak her türlü malzeme
  • Kurumsal değerlerin güçlü farkındalığı ve şartlar ne olursa olsun vazgeçilmezliği
  • Sarsılmaz güven
  • Çalışanların kurumun tüm kaynakları arasında en vazgeçilmez öneme sahip olduğu farkındalığı
  • Farkı yaratanın “insan” olduğu bilinci.
  • Mutlu çalışan = mutlu iş sonuçları farkındalığı
  • Gelişen çalışan = gelişen iş sonuçları farkındalığı

2 Mart 2018 Cuma

Mart...


Öyle bir yerdeyim ki , ne karanfil ne kurbağa var
Öyle bir yerdeyim ki , öyle bir yerdeyim ki
Bir yanım mavi yosun , dalgalanır sularda
Bir yanım mavi yosun , dalgalanır sularda
Dostum dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe
Öyle bir yerdeyim ki , bir yanım çığlık çığlığa
Öyle bir yerdeyim ki , öyle bir yerdeyim ki
Anam gider allah allah , kızım düşmüş sokağa
Anam gider allah allah , dölüm düşmüş sokağa
Dostum dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe..!

26 Ocak 2018 Cuma

Kendimden özür diliyorum..


Yaşadığım süre boyunca hep merhametimin arkasından yürüdüm, beklentilerimi arkada bıraktım.Kimseden bir şey beklemedim, doğrusu bu sanıyordum çünkü.Yaşadıklarımı yaşayamadıklarımı içimde sakladım, sustum bastırdım olsun dedim insanlık bende kalsın.Ben en iyisini yaşatayım ki istemeye yüzüm olsun dedim.Verdim, hep verdim karşılığını alıp alamadığıma bakmadan, aslında güçlü olmak değildi istediğim, ama olmak zorundaydım ve bırakıldım.Kendimi hep erteledim.Kimsenin beni anlamadığını bildiğim halde hayatıma girenleri bana verilmiş bir görev olarak gördüm.Herkesi mutlu etmek zorundayım sandım.Benimde mutlu olmam gerektiğini unutmuşum meğer..Görevim neyse en iyisini yapmalıydım ki vicdanım rahat etmeliydi.Birilerinin de bana karşı görevleri olduğunu hiçe saymışım oysa…Ne yazık ki; Bana verilen rolleri en iyi şekilde oynarken onların rollerini iyi oynayıp oynamadığına hiç bakmadım.Karşımdakilerin eksiklerini tamamlamaya çalışırken, onların hatalarını görmeye vaktim kalmamış sanki.Beni üzmelerine bakmadan, karşılığında ne aldığıma ne hissettiğime aldırış etmeden hep verdim..Kendimi nasılda unutmuşum.. unutturmuşlar aslında.Paramparça olmuş kalbime, cayır cayır yanan içime doğruları söylemeye çalışan beynime, mutsuz yüzüme hep sus dedim.Sen sus…Kendime haksızlık ettim, kimseye etmediğim kadar.Herkesi dinledim kendimi dinlemediğim kadar.Kimse benim yüzümden mutsuz olmasın diye, hiç bir şeyin sebebi ben olmayayım diye mutluluk oyunlarımı oynadım..Yetmedi yeni oyunlar buldum.Ama bir gün bir bakmışım ki paramparça olmuşum.Tutunacak tek duygu bırakmamışım kendime.Kendimi teselli edecek tek şey yokmuş hayatımda.Allak bullak olmuşum..Kendimi aramaya çıktığımda yorgun, yılgın, bitkin bir köşede saklanıp ağlayan bir erkek çocuğu olarak buldum.Ve ona elimi uzattım diyebildiğim tek şey GEÇTİ, bir daha seni kimse üzemeyecek.Şimdi senden özür diliyorum.Seni bu kadar hiçe saydığım için, insanların seni bu kadar üzmelerine müsade ettiğim için, seni hiç bir zaman dinlemediğim için, üzerine bu kadar sorumluluk yüklediğim için, hakkın olan bütün duyguları sana yaşatmadığım için…Şimdi tekrar söylüyorum.İnsanlığından, kalbinden, duygularından, çocukluğundan, hislerinden çok özür diliyorum…Galiba ben almadan vermenin Allah’a mahsus olduğunu unutmuşum…
*Can Yücel

11 Ocak 2018 Perşembe

Unut-ma ! Hatırla-ma

Unuturum diye yorma kendini, her sevenle beni bir tutamazsın , öyle kolay değil unutmazsın, unutamazsın diyor bir şarkının sözleri...
Lakin benim bugün yazacağım şey sosyal medya yüzünden ortalığa bıraktığımız tüm görseller, yazılar, müzikler nedeniyle unutmamamak, unutturamamaktan ibarettir :)

Benim kendimi unutturmamak gibi bir niyetim yok vallahi, öyle olsaydı farklı kanallardan girerdim hayatınıza, hem de pek güzel girerdim tam orta yerine herşeyin ;)  Benim derdim ise; sürekli değişik kişi-olay-mekan kavramlarıyla ileriye doğru koşarak ( sizin 6 ay benim 1 ayda tamamlanıyor resmen) yaşadığım halde yine de eskiye dair herşeyi hatırlamaktan, okumaktan, özlemekten keyif aldığımı anlamam ve mantıksız gelmeye başlamasından dolayı yaşanıyor.. Hem keyif alıp hem nasıl dert ediniyorsun derseniz de, herşey güzel ve hareketli giderken insan farketmiyor fakat en kendimle başbaşa kaldığım, en durağan ya da en olmadık zamanlarda nostalji yapasım tutuyor. Mesela blog yazar gibi günlük yazdım ben, senelerce ! senelerce her olayı yazdım ve çok eskilerden başlayan bir alışkanlık olarak yer etti hayatımda. Ölürsem arkamda bırakacağım koca bir defter, son birkaç senenin gündem yazılarından oluşan blog sayfam, gün geçtikçe çoğalan ve sosyal medyadan arkadaşlarıma-eşime-dostumla paylaştığım binlerce resim (milyonlarca resim de flashbelleklerde duruyor, Allah'ım kimler kimler var o klasörlerde)
Geçen gece uzun bir aradan sonra günlüğüme el yazımla karaladım birşeyler. Öncesinde nerde kalmışım, neler olmuş da ne hislerle yazılmış diye biraz göz gezdirdim. Yeni yıl zamanlarındaki dileklerimi okudum. Kişileri tanımlarken yapıştırdığım resimlere baktım. İstediğim herşeyin olduğunu yine de üzüldüğümü farkettim. Beraber büyüdüğüm ve trafik kazasında kaybettiğim sevgili dostum(kardeşim-sırdaşım-ilklerim) un el yazısıyla yazdığı sayfaları tekrar tekrar okudum, saatlerce ağladım...
Neler olmuş nelerden vazgeçmişiz neleri kutlamışız satır satır yazılı duruyordu karşımda. İleriye dönük söylenen birkaç cümle için ne fallar baktırıyor, ne yıldız haritaları ne analizlerden ötürü araştırmlar yapıyoruz, vakit nakit hususunda tereddütsüz cömertçe davranabiliyoruz karşımızda medet umduğumuz kişilere... Oysa ki geçmişi okumak (o vakitllerde gelecekle ilgili planlarımı da yazıyordum) beni herzaman çok daha fazla etkilemiştir. Kaybettiklerim, sevdiklerim, tartıştıklarım, barıştıklarım ve birdaha yüzünü görmek dahi istemediklerim tüm hislerim ve ayrıntılarıyla duruyordu karşımda Resmen yazdıklarım etten kemikten ve kalpten oluşuyormuş gibi gelir ve bazen kendime bile hayret ederim. nasıl yazmışım bunca şeyi ,nasıl kelimelere dökebilmişim hislerimi bu denli, zaman nasıl da gösteriyor herşeyi,, Resmen kaderimi bahtımı şansımı görüyorum film izler gibi o satırları okudukça. Düşünsenize, seyahatimizi kendimizle başbaşa kendi hayatımız üzerinden gerçekleştiriyoruz :)
Ben yengeç burcu kadını olarak severim melankoliyi kendimle başbaşa kalınca ve nadir olarak ağlayan ben, en çok film izlerken ve yazdıklarımı okurken bambaşka biri olabiliyorum. Arka fonda müzik varken şu blog yazılarımı okusam, yine ağlarım vallahi yanımda kimin olduğunun pek önemi de yok. Öyle kasmam kendimi, güleceksem de ağlayacaksam da gayet normal olarak dökülüveririr yüzümden, dudaklarımdan ve gözlerimden...
İnsan olmak, tüm duygularıyla ve erdemleriyle oluyor sevgili takipçi, tüm hisleri barındırıyor ve kim neyi görmek istiyorsa onu görür bize bakınca..
Herzaman söylediğim gibi hoşbakmak hoşgörmeyi sağlar. Yeni yılda umarım çok güzel şeyler yazar, okur ve görürüz sevdiklerimizle beraber. İnşallah ektiğimizi biçer, güzellikleri tüm çevremize yayar, kötülüklerin sadece kısa vadede kazandığını fakat uzun vadede kayıplara yol açtığını unutmadan yaşarız ;) bilmeme anlatabildim mi...

4 Ocak 2018 Perşembe

Hey, Sen ! Yeni Yıl

Kendine, hayallerine ve umuda İNAN.
Her şeyin çözümü var!
İnanıyorsun madem, kendine GÜVEN.
Duyduğun sesleri, DİNLE.
İyilikleri, yapabileceklerinin hacmini büyüt, İSTE.
Kalbine düşerse YAP.
Aklına takılırsa kalbine SOR.
İçinden nasıl geliyorsa öyle OL.
Nasıl hissediyorsan öyle YAZ.
ÖZGÜR ve BAĞIMSIZ.
Mutlulukları ÇAĞIR.
ANLAT KONUŞ PAYLAŞ.
Hayatın ŞİMDİ.
İçine düşerse fikri hemen SEVİŞ.
Hep GÜL.
İçinden geldiği an sal ve AĞLA.
Farkında YAŞA.
Hayatta KAL.
Her kapıyı AÇ.
Kendine de SAYGI. Kendine de EŞİT HAK. Kendine de ADALET. Kendine de MERHAMET.
Her şey mümkün, DENE.
Dinlen.
Arı gibi Çalışkan, Zeytin gibi Ölmez yaşa.
Su gibi yolunu bul.
Toprak gibi yeşert.
Hava gibi nefes ol.
Ateş gibi parla.
Ağaç gibi kök sal.
KAZAN-Kazandır.
Kendini SEV.
Yaşadıysan eğer, vardır elbet bir sebebi, PİŞMAN da olabilirsin. Her şeye ilaçtır ZAMAN, o zamanı KAZAN.
Anında ŞÜKRET.
Her daim UMUTLU ve MUTLU OL.
Hayat bu…
Kendini AFFET!
HAREKETE GEÇ.
Her şeye yetecek kadar NAKİT ve VAKİT VAR.
Eylemde kalarak,
SABRET.
ŞANSLISIN.

“oldu”


(Dön başa şimdi, koyu renk yazdığım kelimeleri yukarıdan aşağıya yüksek sesle oku! Çünkü hepsi gerçek oldu)

Yukarıdaki yazıyı başka bir konuyu araştırırken buldum fakat yazarın hislerini kısa ve öz tarif ettiği diğer yazılarını da okumuş ve kendimden çokça şey bulmuştum. Bugün okuduğum bölümde ise eskiden yaptığı yeni yıl dua/umut/ritüellerinde olumsuz cümleler kurduğundan bahsetmiş ve beni etkileyen kısım tam olarak bu sene yukarıdaki pozitif haliyle tekrar yazdığı için budur diye paylaşmak istiyorum. 
Yeni yıl ile ilgili tertemiz bir sayfa açmak, eskilerden kurtulmak veya yeniliklere kavuşmak gibi dilekleriniz olabilir ki, olmalıdır da ! İnsan umut ederek yaşar, inanır ve çalışırsa dileklerini gerçeğe dönüştürür. Saçmalayarak elde ettiğiniz şeylerden bahsetmiyor ! Burda şair, hemen kendinizi zafer kazanmış gibi hissedip aptal ego gösterilerinde bulunmayın :) 
Sadece inanmanın ve pozitif konuşmaların hayatımızdaki yeri, önemi, farkındalığın hayat çizgimizi ve bizi yönetmesi gibi olgulardan bahsediyorum canım takipçi ;)
Birşeyi kırk kere söylersen olur değil, öyle olacağına inandığın için olur bir şeyler, yaradan, kaderin, gelmişin, geçmişin, tüm kararların, duaların belki de bu enerjide saklıdır da haberin yoktur ;) Aslında bilinçlendiğin an haberin vardır... nasıl ki bilinçaltına attığın herşey gün geliyor karşına dikiliveriyor, nasıl ki inanıyorum, böyle böyle olacak dediğin şeyler, ettiğin dualar kabul görüyor, sen kendini yönlendiriyor, olumlu olmanın ekmeğini yiyorsun.. Aslında bunlar gerçekleşirken bir nevi kendi kendini yönlendirdiğini hayat karmaşası içinde anlamayabiliyorsun.

Neyse bazılarınız ne demek istediğimi çok iyi anlıyor, günü gelecek biliyor ;) bazıları ise ne diyor yahu buu? derken eli çenesinde düşündükçe düşünüyor. Kim ne yaprsa yapsın ama bilincine herşeyin pozitif halini soksun bu sene :) Gün gelir de karşınıza dikilirsem, burci demişti dersiniz :)
Güzel günler inananlarındır, inanmak başarmanın yarısıdır ;) Az kaldı bu sene tamamlanacak güzel konularınız olsun, hayırlı insanlarla çevrili başarılarla dolu günlerimiz huzur ve mutlulukla dolsun...
Al sana yeni yıl duası, amin amen ameno :)