7 Ağustos 2017 Pazartesi

Benim gundem

 "Selamlar sevgiler saygilar hasretler geziler ve olaylar olaylaaaaaaar" diyerek bugunku yazima basliyorum cok sevgili okurlarim, duzenli takipcilerim ve takip ettigini hic caktirmayanlarim :)
Son yazimi paylastigim dogumgunum itibariyle bircok gezi, kutlama ve yeni bilgilerle tekrar yerimi aliyorum.

Seyahat ettigim yerleri ayri bir yazi olarak paylasacagimdan emin olabilirsiniz lakin uzun ve ayrintili yazilar olacagindan henuz okadar vakti kendimde bulamadigimi belirtmek isterim.
Yunan tarafinin Sakiz adasi ve Balkan uclemesine ev sahipligi yapan diger ulkeleri  ayrica yazacagim cunku resimlerini coktan instagram hesabima yukledim ve bazi esim-dostum hala benden konuyla ilgili yasanmis bilgiler istiyor ve israrla bekliyorlar. Az biraz zaman sonra paylasacagim, soz !
Okudugum kitaplar ise bu siralar resmen boyut atladilar, onlari da salim kafa bir anlatabilsem, ornekleyip tavsiylerde bulunabilsem hic fena olmayacak. Havanin fazlasiyla sicak olmasi nedeniyle gun icinde cok fazla ve farkli isler yapamiyorum, bunaliyorum ve kendimi yalnizca serin sulara atmak istiyorum. Semsiye altinda oyalanirken de mutlaka birseyler okuyup en uzun vadede kendimi oyalamaya calisiyorum. Bu yaz farkli kitaplari okuyup bitirme ve sonrasinda ayni anda okumasak bile arkadaslarim ile kitaplar veya diger yazili metinler hakkinda fikir alisverisi yapmak en sevdigim sohbet konularinin basinda geliyor. Kisisel gelisim kitaplarinda bahsedilenlerin etkisinden cok daha uzun surecek konulara verdim kendimi bu aralar ve gorusunce "bilincaltimi yonlendiriyorum canim hic opmiiiiiim" tarzinda biri olursam hic sasirmayin :)
Enerji, olumlama, ucuncu goz, telepati gibi konu basliklarini da halen yazamadigim ve yeterli bilgiyle kendime yaramadigim icin de ayrica uzuluyorum. O konulara hic girmeyelim litfeeeeen...

Siyaset, spor ve sosyal medyada olanlara ise -herzamanki gibi- fazla girmek, kafalari bulandirmak ve sahsen vakif oldugum lakin gizli sayilabilecek bilgileri buradan vermek istemem. Burasi yeme-icme-gezme platformu olarak akillarda kalsin istiyorum senelerdir... Bazi kose yazilari, siirler veya etkileyici anlatimlari zaman zaman zaten herkesle paylasiyorum malumunuz -eskiden- cuma gunlerimiz sanat kosesiydi, artik cumalari ara da bul beni :) gulucuk gulucuk gulucuk...
diyecegim odur ki; konular biriktikce paylasma istegim cogaliyor ve ters orantida gelisen usengecligim ile vakti zamaninda girip yazamiyorum bazi onemli konulari. onemli diyorum cunku basrol oyuncusu ben gibi gozuksemde sizlerden biri cekiyor mutlaka bu konularin basini !  Neyse simdilik gidiyorum ama yeni konularla hemen geri donuyorum, kendinize iyi bakin digerlerine nazik olun demeyi de ihmal etmiyorum :)

6 Temmuz 2017 Perşembe

öğrendim...


Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu
öğrendim.
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim. 
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim. 
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek
Gerektiğini öğrendim.
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar
önemli olduğunu öğrendim.
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.
Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.
Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
“lezzet” kattığını öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim

Hz. mevlana

16 Haziran 2017 Cuma

Dostlarıma


Bazı insanlarlar vardır;
İyi ki vardır da söyledikleri ve yaptıkları nesilden nesile bir miras olarak kalır, hatta geleceğe ışık tutar. Bugünkü maddelerin sahibi ise Tolstoy amcamızdır. Öyle güzel laflar etmiş ki, bazılarında kendimi buldukça duygulandım :))) Şaka değil yahu, ağzına sağlık güzel söylemiş. hadi okuyun, okuyun da ne demek istediğimi anlayın...


1. “Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.”
2. “Kimse, kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir, bilmelisin. Küçümsediğin her şey için gün gelir, önemsediğin bir bedel ödersin.”
3. “Hayat ne gideni geri getirir, ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir. Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın, ya da yaşamadım diye ağlamayacaksın.”
4. “İnsanoğlunun değeri bir kesirle ifade edilecek olursa; payı gerçek kişiliğini gösterir, paydası da kendisini ne zannettiğini. Payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür.”
5. “Bozuk para insanın cebini deler, bozuk insan da kalbini. Bu yüzden harcayın ikisini de gitsin.”
6. “İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir.”
7. “Herkes insanlığın kötüye gittiğini kabul eder ama hiç kimse kendisinin kötüye gittiğini kabul etmez.”
8. “Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.”
9. “Varlığı bir şey kazandırmayan insanların, yokluğu hiçbir şey kaybettirmez.”
10. “Ne diye şeytana kızarsın? Bir iyilik yap da, o sana kızsın.”
11. “Bil ki, yaşadıklarınla değil yaşattıklarınla anılırsın. Ve Unutma; ne yaşattıysan elbet bir gün onu yaşarsın.”
12. “Bir kadının kaderi, sevdiği adamın ihanetiyle sevmediği adamın sadakati arasında çizilir.”
13. “Bir insanı bulunduğu mevkiyle değil, göz koyduğu mevkiyle ölçmek gerekir.”
14. “Güzel olan sevgili değildir, sevgili olan güzeldir.”
15. “En güçlü iki savaşçı sabır ve zamandır.”
16. “Mutluluğu ihtiraslarda değil kendi yüreğinizde arayın. Mutluluğun kaynağı dışımızda değil içimizdedir.”
17. “Bir insan acı duyarsa canlıdır. Başkasının acısını duyarsa insandır.”
18. “Hayat bizi resmen dört işlemle sınar; gerçeklerle çarpar, ayrılıklarla böler, insanlıktan çıkarır ve sonunda topla kendini der.”
19. “İnsanın gerçek gücü sıçrayışta değil, sarsılmaz duruştadır.”
Dostlarıma, sevgi ve saygılarımla...

28 Mayıs 2017 Pazar

Gerçek Mutluluk


Başlıktan da anlaşılacağı üzere, herkeste farklı özellik ve önceliğe sahip olan mutluluk kavramı, benim için 3.gözümün açık olduğu zamanlarda doyum noktasına ulaşabiliyor. (Önümüzdeki günlerde araştırıp 3.göz olayını ayrıntılarıyla yazacağım sizlere) lakin şimdilik en basit anlatımıyla kendi adıma gerçek mutluluk; 'herkesin ve herşeyin farkına varıp, tamamlayınca ve tamamlanınca en önemlisi de yardım edince oluşuyor' diyebilirim... 

Yardım etme' konusuna gelecek olursak ise kişiden kişiye değişkenlik gösteren bir olgu gibi algılanmaya başlandı malesef günümüzde. Oysa ki başkasına el uzatmak gibi kısa ve öz bir tabirle hayat felsemiz haline getirebileceğimiz yardımlaşma konusunu uzun uzadıya ve alıntı yaptığım makalelerle şimdi sizlere sunacağım. Umarım sonuna kadar okur ve hayatınızın sonuna dek yardımlaşmanın huzurunu en önemlisi de gerçek mutluluğunu yakalayabilirsiniz...


Dünyanın en zenginleri arasında yer alan Bill Gates ve Warren Buffett 2010 yılında bir akşam yemeğinde, ‘’Bağış sözü ver.’’ hareketini başlattılar. Liderlik yaptıkları oluşuma, Facebook´un kurucusu, en genç milyarderlerden Mark Zuckerberg’i ve birçok zengini de kattılar. “Bağış sözü ver” hareketine katılan zenginlerin her biri, servetlerinin yarısını yoksullar için bağışlama sözü verdiler.
Diğerkamlık (Alturism) yani başkalarının iyiliğini düşünme, kökleri hümanizme dayanan bir düşünce ve davranış biçimidir. Kendi çıkarını gözetmeksizin başkalarına yardım etme, insanın empati duygusunun en gelişmiş ve en cömert dışavurumudur. İnsanın başkasına yardım etmesi,  birlikte yaşamanın gereği olduğu kadar bireysel mutluluğun da kaynağıdır.  Son yıllarda yapılan pek çok bilimsel araştırmaya göre, yardım etmek insanı iyileştirir, mutlu eder.

Az ya da çok, bağış yapan her insan, kendisinden daha az şanslı olanlara duyarlılığını gösterir. Ama bir insanın yaptığı bağışı ve bağışın miktarını duyurması ve bundan kendine paye çıkarması genelde pek hoş karşılanmaz. Bizim kültürümüz, “Bir elin verdiğini diğer el bilmez.” diyerek, bu konuda insanın sessiz olması gerektiğini öğütler. Bağış yapmanın esas amacı yardım etmektir; yardım edenin reklamını yapmak değil. Fakat çok zenginler ve büyük şirketler bu kuralın dışındadır. Toplum, zenginlerden ve büyük şirketlerden –vergisini verseler bile- kazandıkları paranın bir kısmını topluma geri vermelerini talep eder. Toplumlar arasında kültürel farklılar olsa da hemen her toplumun talebi aynıdır.
Bağış yapmak, yeni bir kavram değil, hiç şüphesiz. Bugün devletlerin yaptığı çoğu kamusal görevi,  yüzyıllar önce vakıflar yapıyordu. İbadethaneler, medreseler, hastaneler, hamamlar, kervansaraylar, köprüler , çeşmeler… Anadolu tarihinde hep hayırseverlerin vakfettikleri kaynaklarla yapılmıştı.  Vakıflar misyonlarındaki yardımlaşma amacı doğrultusunda tarih boyunca, sosyal dengelerin kurulmasında ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasında önemli roller üstlendiler. Osmanlı İmparatorluğu, tarihçilerin tanımıyla bir “Vakıflar Medeniyetiydi.”
Son yıllarda bağış yapmaya bakış değişti. Sadece para vermenin, sadece bağış yapmanın kalıcı sonuçlar üretmediği gerçeğinden  hareketle vakıflar, şirketler ve bireyler daha etkili olmanın yollarını aramaya başladırlar. Bu bakış açısı değişikliği de şimdiye kadar acil ihtiyaçları giderme amacıyla yapılan hayırseverliğin ötesine geçen, bir anlayışı tetikledi.
Hayırseverlikten stratejik bağışçılığa doğru gelişen bu değişim, pek çok insani sorunun köküne inerek daha uzun vadeli ve sürdürülebilir değişimler yaratmayı amaçlıyor.
Filantropi sadece parasal yardım yapmak değildir; Filantropi paradan önce, bir değerler sistemine sahip olmayı gerektirir. Filantropi insanlara yardım etme, öğretme, yol gösterme ve onların içindeki potansiyeli ortaya çıkararak onların daha iyi insan olmalarını sağlama motivasyonun hayat bulması demektir. (Filantropi Yunanca “insan sevgisi” anlamına gelir.)
Filantropi geleneksel bağışçılık ve hayırseverlikten öte, daha  yaratıcı ve sürekliliği olan “stratejik hayırseverlik” girişimidir. Filantropist, sadece parasını değil asıl zamanını, kabiliyetlerini, sahip olduğu ilişkileri,  bir sorun çözmek için devreye sokan insandır. Filantropistler, faaliyet gösterdikleri alanlarda kalıcı değişim yaratmayı, çözümlerini yaygınlaştırmayı ve uzun vadede toplumun desteğini kazanmayı hedeflerler.
Geleneksel bağışçılık genellikle bir planlama yapmadan kendiliğinden gelişen, çoğunlukla insanın yakın çevresindeki tanıdıklarına yönelik bir hayırseverliktir. Bu yaklaşımla bağış yapanın konuyla bir daha ilgilenmesi gerekmez. Bağış yapan insan, gönlünden kopan bir kaynağı ihtiyaç sahibine ulaştırdıktan sonra sorunun çözülüp çözülmediğiyle pek ilgilenmez. Zaten bu anlamda geleneksel hayırseverlikte amaç, sorunları çözmekten öte bir katkı yapıp, görevini yapmış olmanın huzurunu yaşamaktır.
Filantropi ise, insan sevgisini yücelten bir felsefe üzerine temellenen daha örgütlü ve stratejik bir bağışçılık yaklaşımıdır. Sadece anlık bir destek sağlamayı değil, kalıcı değişim yaratmayı amaçlar. Kısa süreli çözümler yerine sorunların köküne inmeyi hedefler.  Soruna sebep olan sistemi değiştirmeye yönelik sürdürülebilir bir çözüm arar.
Filantropistlerin geleneksel bağışçılardan bir diğer farkı da sivil toplumun gücüne inanmalarıdır. İnandıkları, destek oldukları fikirleri takip eder; örgütlenen insanların değişim yaratacağına inanırlar, bu yüzden de  sivil toplum kuruluşlarını (STK) destekleyerek onların güçlenmesini isterler. Filantropistler, bu anlamda, sadece bağışçı değil aynı zamanda toplumsal değişim aktörleridir. Sabancı Vakfı’nın Hibe Programları ve Fark Yaratanlar Projelerinde gördüğümüz gibi Filantropi,  engellilerin, kadınların ve gençlerin pek çok sorununun çözümüne kalıcı katkı yapmayı başarabilir.

İster toplumun talebi, ister dini vecibelerin gereği, isterse kişinin kendine özgü nedenlerinden kaynaklansın, bağış yapmanın bağışı yapana en büyük katkısı onu mutlu etmesidir. Gerçek mutluluk “almak” değil “vermektir.” Gerçek mutluluk, başkalarının hayatlarını iyileştirmektir.
Bu mutluluğu yaşamanın yolu, sahip olduğumuz zaman, bilgi, para gibi kaynaklarımızın bir kısmını, çözümünde anlam bulduğumuz toplumsal bir sorunun giderilmesine vakfetmektir. Unutmayın ve unutturmayın ki; 
Gerçek Mutluluk Başkalarının Hayatlarını İyileştirmektir

18 Mayıs 2017 Perşembe

Bosna Hersek

İlk olarak izlediğim bir dizinin sahnesinde düştü içime Bosna merakı.. Mostar köprüsünden atlıyordu genç bir çocuk sevdiği kız için. Adetlerini yerine getiriyordu aslında o'da kendince, lakin ben ekran başında milyon düşünceye dalıyordum izlediğim her bir karede...
Üniversite son sınıftaydım aklım eriyordu herşeye aslında ama sevgilimden henüz ayrılmıştım ve her genç kız gibi başrol oyuncusunu onun yerine koyup izliyordum :) O zamanlar duygusaldım ve kahramanlarım vardı içimde büyüttüğüm demek ki..
Bu kadar fazla ülke ve şehir gezebileceğim de aklımın ucundan geçmiyordu, en fazla Amerika'ya dil okuluna gider dönerim sanıyordum. Zaman geçtikçe ve birçok istediğim manzaranın içinde olabildikçe anladım ki bazı yerlere/ülkelere gitmeden başlıyor heyecanlarım ve nerde nasıl poz versem de resimleri kafamda canlandırdığım gibi çeksem diye hayaller kuruyorum. (millet, gelinlik, çoluk çocuk, yüksek maaş hayalleri kuruyor halbukisem bide bana bak sevgili blog :)
Neyse diyeceğim şu ki bazı yerlere gitmeye niyetlenip sonrasında bir türlü uygun vakti bulamadığım zamanlar da oluyor ve seneler sonra gidince sanki bir mucize gerçekleşecek diye hala bekliyorum çünkü resmen inanasım gelmiyor bir müddet orada olduğuma :)))
Mostar köprüsüne çıktığımda tam olarak böyle hissettim mesela...Boşnak arkadaşlarım sayesinde kültürlerine vakıf olduğum bu ülke ise benim için ayrı bir önem taşıyor demek ki.... Anne ve babamın ataları her iki taraftan da Rumeli göçmeni olmasına rağmen, ben sanki balkanlardan yeni göç etmiş biri gibi hissediyordum kendimi arkadaş ortamlarına girdiğim vakitlerde...
En yakın arkadaşım, eşi ve hatta her ikisinin aileleri de sürekli görüştüğüm ve artık benim de ailem gibi varsaydığım kişiler olduğu için de olabilir bittabi bu etkileşimler fakat benim Bosna'ya gitmem sanki tamamlanmış bir hikaye gibi geliyor şimdilerde bana...
Öncelikle ülke halkı mücadelesinden geri dönmediği için büyük kayıplar veren, farklı millet ve din ile birlikte yaşayan, acıları ve güzellikleri kendine kardeş edinmiş bir millet olma özelliği gösteriyor benim neznimde. Tertemiz ve yemyeşil alanlarında savaşın izlerini silmeye çalışıp toparlanmak kimbilir ne denli zor olmuştur ama dışarıdan bakan biri olarak gayet güzel başardıklarını söyleyebilirim. Turizm ve diğer alanlarda kalkınmaya başlamak bölge halkına eminim ki çok iyi geliyordur.
Bosna Hersek'in toplam 3,5 milyonluk ülke nüfusunun yüzde 50,11'ini Boşnaklar, 30,78'ini Sırplar, 15,43'ünü Hırvatlar kalanını diğer etnik gruplar oluştururken, halkın yüzde 50,7'sinin Müslüman, 30,75'inin Ortodoks, 15,19'unun ise Katolik olduğunu yaptığım araştırmalar sonucunda öğrendim. Savaşta kaybedilenler ve yoğun göçler sonucunda epey azalan nüfusta insanlar gayet mütevazi ve Türkleri gayet seviyorlar. Bunda en büyük payın İslam sevgisi ve ülkeyi bir bakıma Türklere emanet eden bağımsız Bosna Hersek'in ilk cumhurbaşkanı olan ve ''Bilge Kral'' olarak anılan Aliya İzzetbegoviç'in olduğunu söylüyor kendi halkı ve arkadaşlarım. İyi insanmış Allah'tan rahmet dileyelim bizde ozaman...

Gezilecek görülecek yerlere örnek vermem gerekirse de sıralayacağım noktaların çoğuna başkent Sarayevo yani saraybosna'da yürüyerek veya şehir içi toplu taşımalarla ulaşabiliyor ve tüm gün yürüyerek birçok yer gezebiliyorsunuz. Hersek kısmındaki yerleri ve başkenti olan Mostar'ı görmek içinse bir tur rehberi niteliği taşıyan, Türkçesi ve tarihi bilgisi mükemmel bir insana denk gelmemiz ile aracı ile tüm günlük ücretli bir geziye dahil olduk. % yer diye çıktığımız gezide 8-9 farklı yer görüp tam oniki saat sonra otelimize geri döndük :) 
Ayrıca Başçarşı'da butik bir otelde konaklayarak çevredeki tüm yerel hediyelik yerleri, müze, kabristan ve avm'leri bir gün içinde maksimum düzeyde gezebildik. Bosna-Hersek Ulusal Müzesine de resmen bayıldık ! 3 ayrı bölümünü gezebildiğimiz müzede yaşamın ve insanların ne mucize olgular olduğunu sesli olarak tekrar tekrar dile getirdik. Yolu bu şehirden geçen herkesin görmesini istediğim ve önemle vurgulayacağım en önemli yer kesinlikle bu müzedir. İnternet sitesinden de araştırıp merakınızı gidereblirsiniz. Botanik, jeolaji ve hayvan bilimine ilgisi olan herkesin mutlaka görmesi gereken biryer olma özelliği, harika bahçesi ve çeşitliliği ile hafızamda çok uzun süre yer alacak ve umarım birgün tekrar gidip ziyaret edebilirim diyerek linki paylaşıyorum.
http://www.zemaljskimuzej.ba/en

Osmanlı'dan kalma son köy olan ve yukarıda resmi paylaştığım Poçitelj ise kalesi, bulutlara ve nehre olan manzarası ile gerçek olamayacak kadar güzel aynı zamanda etkileyici geldi bana. Yeşil, mavi ve beyaz tonlarının birleşmesi ve canlılığı ile nasıl byülendiğimi anlatmaya kelimeler yetmez.
Ayrıntıları ve görüp etkilendiğim noktaları daha da yazarım lakin çok uzun olduğu için okumakta güzlük çekebilir ve sıkılabilirsiniz diye düşündüğüm üzere kısa keseceğim...
Gezdiğimiz ve fotoğrafladığımız diğer noktaları da başka sitelerden alıntılayarak yani tarihi ile açıklamalı olarak paylaşacağım lakin ''anlatamam görmen lazım'' diyor ve  listenize bu ülkeyi eklemenizi tavsiye ediyorum. 22 ülke 100'den fazla şehir gören biri olarak nacizane fikrimdir efendim... Kendi fotolarım için de blog niteliğindeki instagram sayfam: venividivici_burci 'den takip edebilirsiniz.  Hoşbakın hoşçakalın...



Başçarşı

Saraybosna gezilecek yerler, Başçarşı
Saraybosna gezilecek yerler listemizin ilk sırasındaki Başçarşı (Baščaršija), Saraybosna’nın tarihi merkezi olarak bilinir. 15. yüzyılda inşa edilmiş olan ve Osmanlı Çarşısı olarak adlandırılan yerde birçok önemli Osmanlı eseri bulunuyor. Dönem dönem çeşitli saldırılara maruz kalan çarşı 19. yüzyılda meyana gelen yangın sonucu orijinalliğini kaybetmiş ve küçülmüş olsa da halen şehrin en önemli noktası. Milijacka Nehri’nin kuzeyinde yer alan Başçarşı, uzunca bir süre Saraybosna’nın ticari merkezi olarak da kabul edilmiş olsa da 13. yüzyılda Venedik ve diğer koloni topluluklarının Saraybosna’ya gelmesi sonucu ticaretin kötü yönde etkilenmiş olmasından dolayı zaman zaman önemini kaybetmiştir. Ünlü gezgin Evliya Çelebi Başçarşı ile ilgili şunları yazmıştır: “Başçarşı’da 1080 dükkan bulunmaktadır. Bu dükkanlar güzellik sembolüdür ve etkileyici Çarşı’nın kendisi de bir plana göre inşa edilmiştir.”
Savaş sırasında Sırp saldırılarına maruz kalan meydanın etrafı Osmanlı mimarisi ile inşa edilen yapılar ile çevrilidir. Günümüzde çarşı ve civarında birçok dükkan, bedesten, camii ve medrese bulunmaktadır. Başçarşı ve civarında görülebilecek yerlerin başında SebilGazi Hüsrev Bey CamiiBeyaz BurçBrusa Bedesteniİmparator Camii ve Saat Kulesi geliyor.

Sebil

Saraybosna gezilecek yerler, Sebil
Başçarsı’nın giriş kısmında yer alan Sebil (Sebilj), şehrin simge yapılarından biri. Taş ve ahşaptan yapılan çeşme güzel bir Osmanlı eseri. Şehrin buluşma noktası olan sebil ve çevresi oturup dinlenmek, bir şeyler içmek için ideal bir yer. Yolcu ve ziyaretçilerin temiz su ihtiyacını karşılamak için 1753 yılında Mehmet Paşa tarafından yaptırılan çeşmenin yeri 1891 yılında değiştirilmiş. Savaş sırasında zarar gören Sebil günümüzdeki halini ise 2006 yılında yapılan yenileme çalışmaları ile kazanmış. Çeşmenin benzeri 1989 yılında Belgrad’da yapılmıştır. Bir benzeri daha Aziz Louis’in 250. doğum günü anısına Amerika’ya hediye edilmiştir. Günümüzde Ankara’da da çeşmenin bir benzeri bulunuyor.

Gazi Hüsrev Bey Camii

Saraybosna gezilecek yerler, Gazi Hüsrev Bey Camii
1530 yılında inşa edilen Gazi Hüsrev Bey Camii (Begova džamija), şehrin en önemli camilerinden. Adını camiyi inşa ettiren Bosna Sancak Beyi Gazi Hüsrev Bey’den alan yapının minaresi 47, kubbesi ise 26 metre yüksekliğindedir. Mimar Sinan tarafından yapılan cami şehrin en işlek noktası olan Başçarşı’da bulunuyor. Bosna Savaşı’nda Sırpların hedef noktası haline gelen Gazi Hüsrev Bey Camii 1996 yılında dış yardımlarla yenilenmiştir. Restorasyon çalışmaları Suudi Arabistan tarafından finanse edilmiştir ve Osmanlı mimarisine sadık kalınmıştır. Özellikle dini bayramlarda buradaki atmosfer eşsizdir. Şehrin en önemli dini yapısı olan Gazi Hüsrev Bey Camii bahçesinde Gazi Hüsrev Bey’in türbesi de görülebilir. Cami ve bahçesi içerisinde şadırvan, abdesthane, muvakkithane, ezan taşı, mektep, medrese ve bir saat kulesi bulunmaktadır. Medresede okuyan öğrenciler namazlarını bu camide kılarlar.

Umut Tüneli

Saraybosna gezilecek yerler, Umut Tüneli
Umut Tüneli (Tünel Müzesi, Sarajevski ratni tunel), Saraybosna’da savaş döneminde önemli rol oynamış bir tünelin müzeye dönüştürülmüş halidir. Gıda, ilaç ve mühimmat sıkıntısı yaşanırken Bosna ve Saraybosna arasındaki bağlantı buradan kurulmuştur. Tünelin inşası devlet başkanı İzzetbegoviç ve kurulunun kararı ile başlatılmıştır. 1993yılında başlayan tünel çalışması 4 ay sürmüştür ve 800 metrelik bir tünel inşa edilmiştir. 1.6 metre yüksekliğindeki tünelin inşasında askerler ve siviller birlikte görev yapmıştır. Havaalanı – Butmir arasındaki tünelden vagonlar yolu ile yardım getirilmiştir. Mücadele döneminde yaralı ve hastalar da bu tünelden geçirilmiştir. Kısacası savaş sırasında abluka altında tutulan şehir bu tünel sayesinde hayata tutulmuştur. Umut Tüneli daha sonra buradaki evde yaşayan aile tarafından müzeye dönüştürülmüştür. Günümüze müze içerisinde mermi izleri, askeri teçhizat, fotoğraflar ve çeşitli belgeler görülebilir. Tünel ziyareti ile savaş sırasında yaşanılan zorluklar yerinde hissedilebilir. Umut Tüneli’ni Saraybosna gezilecek yerler listenize mutlaka ekleyin.

Latin Köprüsü

Saraybosna gezilecek yerler, Latin Köprüsü
Milijacka Köprüsü üzerinde bulunan Latin Köprüsü (Latinska ćuprija) şehrin önemli yapılarından biridir. “Yavaş yavaş akan nehir” anlamına gelen ve şehrin sembollerinden olan yapı tarihi bir Osmanlı köprüsüdür. Latin Köprüsü dendiğinde akla gelen ilk şey I. Dünya Savaşı’nın başlangıcı olarak kabul edilen Avusturya Dükü Franz Ferdinandsuikastının burada yaşanmış olmasıdır. Eşiyle birlikte şehri ziyarete gelen Ferdinand Latin Köprüsü üzerinde öldürülmüştür. 1541 yılında inşa edilen köprü, 1791 yılında meydana gelen bir sel felaketinden sonra yenilenmiştir. Köprü trafiği nedeniyle yapıya sonradan sadece yayalara ayrılan kısımlar eklenmiştir.

Bosna Hersek Ulusal Müzesi

Saraybosna gezilecek yerler, Bosna Hersek Ulusal Müzesi
1888 yılında kurulan Bosna Hersek Ulusal Müzesi (Zemaljski Muzej Bosne i Hercegovine), bölgedeki en eski müze olması nedeniyle de dikkat çeker. Gelen talepler doğrultusunda kurulan Bosna Hersek Ulusal Müzesi içerisinde arkeoloji, etnoloji, doğal bilimler ve kütüphane bulunmaktadır. Şehrin en popüler yerlerinden olan Bosna Hersek Ulusal Müzesi, savaş sırasında zarar gören yerlerdendir. Avusturya – Macaristan döneminde inşa edilen dört binada kurulu olan müzede kalıcı eserlerin yanı sıra geçici sergiler de görülmeye değerdir. Müzenin giriş katında heykel parçaları, mücevher, silah, mozaik, eski yazı örneklerinin görülebileceği arkeoloji kısmı mevcuttur. Müzede bulunan en ünlü eser dünyanın yuvarlak olduğunun anlatıldığı, 15. yüzyıldan kalma İspanyol – Yahudi eseri Saraybosna Haggadah’dır. 15. yüzyılda buraya getirildiğinde kaybolan kitap 1894 yılında bulunarak müzeye tekrar teslim edilmiştir. Kitabın Musevi Katliamı sırasında bir Müslüman tarafından saklandığı, savaşta yangın çıkmadan kısa bir süre önce Saraybosna Kütüphanesi’nden çıkartıldığı düşünülmektedir. Müzenin ortasında botanik bir bahçe vardır. Müzenin etnoğrafik kısmı da görülmeye değer derecede zengindir.

Milli Kütüphane

Saraybosna gezilecek yerler, Milli Kütüphane
Milli Kütüphane (Eski Belediye Binası, Tarihi Şarkiyat Kütüphanesi, Vijecnica), Saraybosna’da idari bina olarak inşa edilip sonrasında kütüphaneye dönüştürülen yapıdır. 19. yüzyılın sonlarında inşa edilen yapı, 1949 yılında Milli Kütüphane’ye dönüştürülmüştür. 1992 yılında meydana gelen saldırı ve çatışmalar sonucunda yapının kendisi ve kitapların çoğu zarar görse de yenileme çalışmaları ile günümüzdeki haline dönüştürülmüştür. Latin Köprüsü yakınında bulunan Milli Kütüphane dünyaca ünlüdür ve Türk mimarisi ile inşa edilmiştir. Uzunca bir süre Belediye Binası olarak kullanılan bina, Franz Ferdinand’ın suikasttan kısa bir önce burada bir kokteyle katılmış olmasıyla da bilinir. Ferdinand geçit törenine buradan başlamıştır. Kütüphanenin ana salonunda düzenlenen geçici sergiler görülmeye değerdir.

Morica Han

Saraybosna gezilecek yerler, Morica Han
Morica Han, Saraybosna’da günümüze dek gelen tek handır. 1551 yılında inşa edilen han, sonrasında yaşanan yangın felaketi ardından 1697 yılında yenilenmiş ve günümüzdeki halini o zaman almıştır. Başçarşı’da bulunan Morica Han, Gazi Hüsrev Bey Vakfıtarafından yaptırılmıştır. Yaklaşık 300 misafir ve 70 ata ev sahipliği yapabilmesiyle bir kervansaray olarak da değerlendirilen Morica’ya Evliya Çelebi’nin yazılarında da rastlanmaktadır. Hanın ismini büyük ihtimalle Mustafa Moric Aga’dan aldığı düşünülmektedir. Bazı kaynaklarda ise isminin Osmanlı İmparatorluğu’na isyan eden Morica Kardeşlerden geldiğinden bahsedilmektedir. Morica Han tarihi boyunca birçok yangından kurtulmuştur. 1957 yılında tamamen zarar gören yapı 1971 – 1974 yılları arasında tekrar inşa edilip duvarlarına Ömer Hayyam’ın dizeleri işlenmiştir.
Bakırcılar Çarşısı
Saraybosna gezilecek yerler, Bakırcılar Çarşısı
Saraybosna’daki en eski ve ünlü caddelerden biri olan Bakırcılar Çarşısı (Kazandziluk), 15. yüzyılda yapıldığı dönemden bugüne bakır ve alüminyum işlemeciliği ile tanınmaktadır. İlk başlarda ihtiyaçlar doğrultusunda çeşitlendirilen ürünler zaman içerisinde daha çok estetik beklentiler ile şekillendirilmiştir. İsmini bu zanaat dallarından alan ve günümüzde hala metal işlemeciliğinin yapıldığı Bakırcılar Çarşısı’nda hem gezip görülecek hem de alışveriş yapılacak bir yerdir. Dükkanlar ve metal işlemeciliği babadan oğla geçerek aile mesleği haline gelmiştir. Bakırcılar Çarşısı’ndan alabileceğiniz en özgün şeylerin başında Boşnak çay ve kahve setleridir. Çarşıda gezerken Türkçe konuşan esnafla karşılaşabilirsiniz, hatta alışveriş yaparken Türk olduğunuzu söylerseniz ekstra indirim almanız da mümkün. Çarşıyı Saraybosna gezilecek yerler listenize mutlaka ekleyin.

Saat Kulesi

Saraybosna gezilecek yerler, Saat Kulesi
17. yüzyılda inşa edilen Saat Kulesi (Sahat Kula), 30 metre yüksekliğindedir ve Gazi Hüsrev Bey Camii yanındadır. Saat Kulesi’nden ilk olarak 17. yüzyılda Evliya Çelebi tarafından bahsedilmiştir. Kulenin saat mekanizması Londra’dan getirilmiştir. Saraybosna Saat Kulesi’ni diğerlerinden ayıran en temel özellik de budur. Kule, namaz vakitlerini göstermektedir. Ayrıca kulenin dünyada ay takvimine göre işleyen tek takvim olduğu düşünülmektedir.

Saraybosna Katedrali

Saraybosna gezilecek yerler, Katedral
1889 yılında inşa edilen Saraybosna Katedrali (İsa’nın Yüce Kalbi Katedrali, Katedrala Srca Isusova), Paris’teki Notre Dame Katedrali’nden esinlenilerek yapılmış olup Saraybosna’nın farklı dinlerin hoşgörü içerisinde yaşandığının bir kanıtıdır. Şehirdeki Katoliklerin merkezi kabul edilen katedralin diğer ismi İsa’nın Yüce Kalbi’dir. Neo gotik mimari tarzında bulunan katedral, Saraybosna Savaşı esnasında zarar görse de yenileme çalışmaları ile ayakta kalmıştır. Katedralin bahçesindeki mezarlar ve iç kısmındaki süsleme ve heykeller görülmeye değerdir.
Gazi Hüsrev Bey Medresesi
Saraybosna gezilecek yerler, Gazi Hüsrev Bey Medresesi
16. yüzyılda inşa edilmiş olan Gazi Hüsrev Bey Medresesi (Kurşunlu Medrese, Gazi Husrev-Bey (Kuršumli) Madrasa), şehirdeki önemli Osmanlı eserlerinden biridir. Osmanlı döneminde okul olarak kullanılan medresenin içinde bir avlu, geçiş yolu ve bir havuz vardır. Girişten sonra öğrencilerin derslikleri görülebilir. Gazi Hüsrev Bey Medresesi’ni bu derece önemli ve ünlü kılan özelliklerin başında kurulduğu dönemde oluşturulan 50.000 kitap kapasitelik kütüphane gelmektedir. Bu kitaplardan yaklaşık 7.000 tanesi el yazmasıdır. Kitapların çoğu Osmanlı ve tarihi ile ilgili değerli kaynaklardır. Mimari ve süslemeleri ile dikkat çeken medresede verilen eğitimin üniversite düzeyinde olduğu düşünülmektedir. Medresede verilen derslerden bazıları kelam, fıkıh, tefsir ve benzer derslerdir.

Alifakovac Müslüman Mezarlığı

Saraybosna gezilecek yerler, Alifakovac
Alifakovac Müslüman Mezarlığı şehrin ünlü mezarlığıdır. Milijacka Nehri kıyısında bulunan Alifakovac bölgesi, bu mezarlık ile ünlüdür. Bu tepeyi önemli kılan özellik Saraybosna’nın ünlü lideri Aliya İzzet Begoviç ve 1700 şehit mezarının burada bulunuyor olmasıdır. Bu mezarların çoğunun üstünde ölüm tarihi olarak savaş zamanı olan 1993 yılı yazmaktadır. Saraybosna’da yer alan birçok mezarlık savaş dönemi ardından şehitliğe dönüştürülmüştür.

21. At Meydanı Parkı

Saraybosna gezilecek yerler, At Meydanı
Latin Köprüsü’nün karşısında Milijacka Nehri’nin güneyinde yer alan At Meydanı Parkı(At Mejdan), Saraybosna’da bir zamanlar köle ticareti ve idam olaylarının gerçekleştirildiği ünlü meydandır. Eskiden at alım satımı ve yarışlarının burada yapılması nedeniyle bu adı taşıyan meydan günümüzde bazı sosyal organizasyonlara ev sahipliği yapan ve insanların buluşma noktası olan bir parktır. Parkta 1913 yılında inşa edilip II. Dünya Savaşı’nda zarar gördükten sonra 2004 yılında yeniden inşa edilen müzik pavillonu görülmeye değerdir. Burada görebileceğiniz diğer yerler arasında Bakır Baba Cami kalıntıları, bir medrese, mektep ve harem bulunmaktadır.

24. Sonsuz Ateş

Saraybosna gezilecek yerler, Sonsuz Ateş
Ferhadiye’nin başında yer alan Sonsuz Ateş (Vjecna Vatra), II. Dünya Savaşı’nda Saraybosna’nın kurtuluşu için dikilmiş bir anıttır. Şehrin kurtuluşundan sonra 6 Nisan 1946’te açılan Sonsuz Ateş, II. Dünya Savaşı asker ve sivil kurbanların anısına yapılmıştır. Marshalla Tito Caddesi’nin köşesinde bulunan anıt, 2011 yılında bir grubun ateşli saldırısına uğrasa da çok fazla hasar görmeden kurtulmuştur.